ZİRAAT MARŞI

Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine. Milletin her kazancı, milletin kesesine. Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine Toprakla savaş için ziraat cephesine. Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz. Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

16 Eylül 2008 Salı

Denizler Tehlikenin Eşiğinde

Denizler Tehlikenin Eşiğinde

Hüseyin BAŞ – Cumhuriyet Gazetesi, 15.09.2008

İklim değişimleri çoktandır herkesin derdi. Buna çev­renin, doğanın, havanın, toprağın, suyun durdurula­mayan kirlenmesi de eklendiğinde insan yaşamına ol­duğu gibi yerküredeki canlıların tümü ve gelecek nesiller için de büyük tehdit oluşturuyor.

Bütün bu kötü gidişin tek sorumlusu ise ne yazık ki, insanın kendisinden başkası değil. Başta büyük dev­letler olmak üzere, bireyler dahil sorumlulukta herke­sin payı var. Kyoto alarm vereli yıllar oldu. Hala onu, şir­ketlerinin rekabet gücüne zarar vereceği kaygısıyla ka­bul etmeyen, imzalamayan ya da onaylamakta ayak sü­rüyen ülkelerin sayıları az değil.

Kyoto Protokolü' ne imza koyup onaylayan Ülkelerin söz konusu küresel afete karşı etkin bir biçimde sa­vaştıklarını söylemek zor. Çoğu ülke, ülkemiz de dahil olmak üzere, işi bir ucundan tutarak geçiştirmeye ba­kıyor. Çünkü bu afetle savaş ucuz değil. Ciddi yatırımlar, toplumların çevre konusunda eğitilmesi önde gelen ge­reksinimler arasında. Dahası ulusal planda olduğu gi­bi küresel planda da irade gerekiyor. Silahlanmaya, sa­vaşa milyarlarca dolar harcamakta tereddüt etmeyenler, getirisi uzun zamanlara uzanan çevrenin korun­masına yönelik yatırımlar söz konusu olduğunda yan çiziyorlar.

Otuz kırk yıl önce birbirlerinden neredeyse bıçak gi­bi ayrılan mevsimlerin yerinde bugün yeller esiyor. O kadar ki, Vivaldi bugünlerde yaşasaydı ünlü 'Dört Mev­sim'ini zor yazardı. Mevsimler çoktandır birbirine ka­rışmış. Dört mevsimden söz eden kimseye de rast­lanmıyor. Yaz ortasında görülmemiş şeyler oluyor. Kenya'ya kar yağıyor. Ormanlar sıcaktan, toprak kuraklık­tan yanıyor. Kutuplardaki bin yıllık buz dağları eriyip yok oluyor. Doğanın suyu, havası, akarsuları, toprakları göl­leriyle kirletilmesi, orman kıyımları aralıksız sürüyor. Bi­lim adamlarının son araştırmaları denizlerin, okyanus­ların bile iklimsel değişimlerin ve genel kirlenmenin teh­didi altında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduk­larını ortaya koyuyor. Alarm veriyor.

İklim değişimlerinin ve atmosferin ısınmasının önde gelen nedenleri artık kimse için sır değil. Sera etkisi ya­ratan karbon salınımının bunun başta gelen sorumlusu olduğu biliniyor. Gelin görün ki karbon salınımında en ön sırada yer alan ABD ve W. Bush yönetimi, sera etkili salınmaların azaltılması için kılını kıpırdatmaya niyetli görünmüyor.

Binlerce araştırmacı, teknisyen ve uzmanı temsil eden sekiz bilimsel örgüt geçen ağustos sonlarında, Bush yö­netiminden umudu kestikleri için gelecekteki başkana, yönetime ve Kongre'ye iklimsel ısınmanın neden olduğu aşırı meteorolojik olgulara karşı korunmada alınması ge­reken politikaları uygulamaya koyması için çağrıda bu­lunmuştur. Katrina, ike gibi her yıl ortalığı birbirine ka­tan kasırgaların önceden saptanması için gerekli yeni uydular ve daha güçlü bilgisayar sistemleri için gerekli 9 milyar dolarlık kaynak talep etmişlerdir. Irak savaşı­na 3 bin milyar dolar harcamakta tereddüt etmeyen Bush yönetimi, kasırga afetinin zararlarının en aza in­dirilmesi için gerekli 9 milyar doları esirgemesi bir yana, çok daha büyük bir küresel afetin baş sorumlusu karbonsalınımının azaltılmasına şaşı bakıyor.

Son günlerde yayımlanan bir başka bilimsel rapor, çevre kirlenmesinin okyanuslar dahil tüm denizler ve kıyıları düpedüz yok olmanın eşiğine getirdiğini ortaya koymaktadır. ABD Virginia Deniz Enstitüsü'nden Robert Diaz' la İsveç'in Goetheburg Üniversitesi'nden Rutger

Rosenberg' in geçen 15 Ağustos 08'de Science dergisinde yayımladıkları araştırmaya göre 1960 yılından bu yana denizlerdeki 'ölü bölgeler' her on yılda 1 katı artmaktadır. Dünyada bugün 400 deniz kıyısı bölgesinde toplam 245 bin kilometre kare, yani Yeni Zelanda büyüklüğündeki bir alanı 'ölümün' eşiğine getirmiş bulunmaktadır.

Ciddi Le Monde gazetesi 'Ölmekte Olan Denizler' baş­lığıyla yayımladığı başyazıda şu çarpıcı görüşleri dile getirmektedir: "Çöl sözcüğü, asla denizle değil, toprakla ilgilidir. Ne var ki, okyanuslar insanların kusurlu davranışları yüzünden ‘ sıvı çöllere' dönüşmenin tehdidi altındadır. Deniz canlılarının yok oluşunun en belirgin etkenlerinden biri aşırı avlanmadır. Ama yaşam için son derecede tehlikeli ve sinsi gelişme deniz suyunu oksijensiz bırakan ve yok eden 'L'Eutrophisation' olgusu­dur." Bu olgu başlangıçta yosunların sıra dışı yayıl­masıyla ortaya çıkmakta, sonuçta deniz suyunun ok­sijenini yok ederek, deyim yerindeyse, denizleri öldürmektedir. Bu tehlikeli gelişmenin önde gelen nedenlerini Le Monde şöyle sıralıyor: "Okyanuslara, denizlerin soluğunu kesen söz konusu 'boğulmanın' kaynağında bir kez daha yine insan yer almaktadır. Kirletilmiş sular, akarsulara boca edilen sanayi atıkları, kıyılardaki turizm baskısı, özellikle de tarımda kullanılan kimyasallar ... " (Le Monde, 16.08.08)

Konunun uzmanlarına göre denizlerin çöle dönüş­mesinde baş sorumlu, iklimsel değişimleri tetikleyen se­ra etkili gaz salınımlarının yanında tarımda kullanılan kim­yasallar.. dereler, akarsulara sorumsuzca boca edilen zararlı atıklardır. Denizlerimizin çöle dönüşmesini istemiyorsak, öncelikle ve acil olarak kıyılarımızın, akar­sularımızın pervasızca kirletilmesini, tarımda kimyasal gübrelerin aşırı kullanılmasını önlememiz gerekmektedir. Bu da, sadece kıyılarımıza 'mavi bayrak' dikmek­le olmaz. Devletin artık savsaklamadan işe ciddi ola­rak el atması, gerekli caydırıcı yasaları çıkarması, kapsamlı bir 'kirlenme envanteri' hazırlayarak, etkin de­netim ağının kurulması ve doğanın kirletilmesinin 'ağır suçlar' kapsamına alınmasıyla gerçekleşebilir.

Hiç yorum yok: