ZİRAAT MARŞI

Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine. Milletin her kazancı, milletin kesesine. Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine Toprakla savaş için ziraat cephesine. Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz. Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

21 Aralık 2019 Cumartesi

Atatürk döneminde ağalarla ve aşiret reisleriyle mücadele


Atatürk döneminde ağalarla ve aşiret reisleriyle mücadele / Yıldırım Koç

Bazı çevrelerin, Kemalist Devrim’in ağalarla uzlaştığı ve köylülüğü ezdiği yolundaki iddiaları gerçekdışıdır.
Kemalist Devrim, Türkiye’de yoksul köylülüğün ağalara ve aşiret reislerine karşı bir mücadelesinin olmadığı koşullarda, köylüleri yüzyıllardır kullaştırmış olan ağalara ve aşiret reislerine karşı devrimci bir mücadele yürüttü.

KÖYLÜYE TOPRAK DAĞITIMI
Cumhuriyet yönetimleri topraksız ve az topraklı köylülere toprak dağıtımı konusunda çeşitli düzenlemeler yaptı.
Bu konudaki ilk düzenleme, 1925 senesinde çıkarılan bütçe kanununun 25. maddesidir. Bu maddenin A fıkrasına göre, toprağa muhtaç ziraat erbabına, elde mevcut milli arazi, bedeli on senede taksitle alınmak ve her haneye verilecek arazi miktarı ellerindeki toprakla birlikte azami ikiyüz dönümü geçmemek üzere kıymet takdiri suretiyle dağıtılacak ve satılığa çıkarılacaktı. Bu hüküm 1934 yılına kadar bütçe kanunlarında korundu. Daha sonra, 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanununun 56. maddesi haline dönüştü. (Barkan, Ö.L., Türkiye’de Toprak Meselesi, Gözlem Yay., İstanbul, 1980., s. 453)
1925 Şeyh Sait ayaklanmasından sonra 500 kadar ağa ve şeyh Batı illerine sürüldü. 1927’de genel müfettişlik kurulurken, hükümete o bölgede arazileri kamulaştırma yetkisi de verildi. 1927 Haziranında kabul edilen 1097 sayılı kanunla 1500 aile Batı’ya göç ettirildi.
Mustafa Kemal Paşa, 1.11.1928 tarihinde T.Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmasında şunları söylüyordu: "Şark vilayetlerimizin bir kısmında ihdas edilen umumi müfettişlik isabetli ve faydalı olmuştur. Cumhuriyet kanunlarının emniyetle sığınılacak yegane yer olduğunun anlaşılması bu havalide huzur ve inkişaf için esaslı bir mebdeydir. Yeni faaliyet devremizde gerek bu havalide, gerek memleketin diğer kısımlarında toprağı olmayan çiftçilere toprak tedarik etmek meselesiyle ehemmiyetli olarak iştigal buyuracaksınız."
2 Haziran 1929 tarih ve 1505 sayılı Yasa ile (Şark Menatıkı Dahilinde Muhtaç Zürrâ’ya Toprak Tevzii Kanunu-Doğu Bölgelerinde Muhtaç Çiftçiye Toprak Dağıtımı Kanunu), Ağrı, Van, Muş. Bitlis, Hakkari, Siirt, Mardin, Diyarbakır, Urfa ve Elazığ (Dersim dahil) vilayetlerinde, sürgüne gönderilen ağa ve şeyhlerin arazilerinin köylüye dağıtılması konusunda Hükümet yetkili kılınıyordu. Bu yasa, 1515 sayılı yasayla tamamlandı.
Mustafa Kemal Paşa, 1.11.1929 tarihli Meclis’i açış konuşmasında da bu noktayı vurguluyordu: "Bu sene zirai kooperatif teşkilatına başlanmış olması, bilhassa memnuniyetimizi mucip oluyor. Bu kooperatifleri memleketin her tarafına teşmil etmeği ziyade iltizam ediyoruz. Kezalik çiftçiye arazi vermek de, Hükümetin mütemadiyen takip etmesi lazım gelen bir keyfiyettir. Çalışan Türk köylüsüne işleyebileceği kadar toprak temin etmek, memleketin istihsalatını zenginleştirecek başlıca çarelerdendir."
İsmet Paşa Hükümeti’nin 9.11.1929 tarihli hükümet programında bu konu şöyle ele alınıyordu: "Evvela vatandaşlara arazi dağıtılmasından bahsedeceğim. İşledikleri arazi kendi malları olmayan vatandaşları toprak sahibi yapmak için bu sene bazı şark vilayetlerimizden işe başladık. Birinci Umumi Müfettişlik dahilinde şimdiye kadar hazineye ait araziden 90 bin dönüm toprak dağıttık. Ayrıca istimlak ederek ve bedelini peşin ödeyerek 20 bin dönüme yakın arazi verdik. Bundan mada Garp Vilayetlerimizde hazineye ait olan veya satın aldığımız bazı çiftlikleri köylüye maletmeğe muvaffak olduk. Bizim bu işte mesleğimiz; topraksız köylüye kendi malı yapacağımız tarlasında çalışmak imkanını hazırlamaktır."

KÖYLÜYÜ KULLAŞTIRAN AŞİRET DÜZENİNE KARŞI DÜZENLEME
14 Haziran 1934 gün ve 2510 sayılı İskân Kanunu (R.G.21.6.1934) şu hükmü getiriyordu:
"Madde 10 - A: Kanun aşirete hükmî şahsiyet tanımaz. Bu hususta her hangi bir hüküm, vesika ve ilâma müstenit de olsa tanınmış haklar kaldırılmıştır. Aşiret reisliği, beyliği, ağalığı ve şeyhliği ve bunların her hangi bir vesikaya veya görgü ve göreneğe müstenit her türlü teşkilat ve taazzuvları kaldırılmıştır.
B: Bu kanunun neşrinden önce her hangi bir hüküm veya vesika ile veya örf ve adetle aşiretlerin şahsiyetlerine veya onlara izafetle Reis, Bey, Ağa ve şeyhlerine ait olarak tanınmış, kayıtlı, kayıtsız, bütün gayrimenkuller Devlete geçer. Bu kanun hükümlerine ve Devletçe tutulan usullere göre bu gayrimenkuller muhacirlere, mültecilere, göçebelere, naklolunanlara, topraksız veya az topraklı yerli çiftçilere dağıtılıp tapuya bağlanır. Bu gayrimenkullerin aidiyeti tapu sicillerindeki kayıtlara göre tesbit olunur. Tapu sicillerinde aidiyete dair bir kayıt yoksa veyahut kayıtlar yalnız şahıslar namına olupta halk arasında bunların aşirete ait olduğu şayi bulunuyor ve aşiret fertleri de bu gayrimenkullerden başkasına sahip bulunmuyorlarsa aidiyet, tahkikat üzerine, o yerin idare heyeti karariyle hallolunur; idare heyetlerinin valilerce tasdik edilen bu kararı katidir.
C: Bu Kanun neşrinden önce aşiretlere reislik, beylik, ağalık, şeyhlik yapmış olanları ve yapmak istiyenleri ve sınırlar boyunca oturmasında emniyet ve asayiş bakımından mahzur bulunanları, ailelerile birlikte, münasip yerlere naklettirip yerleştirmeğe İcra Vekilleri Heyeti kararile, Dahiliye Vekili salâhiyetlidir."
Yine 1934 yılında kabul edilen Tapu Kanunu ile, sahipsiz toprakları kullanılır hale getirenlere bu arazilerin tapularının parasız olarak, kamuya ayrılmamış devlet arazisinde bağ ve bahçe kuranlara bu arazinin tapusunun vergi değerinin belirli bir oranı karşılığında verilmesi öngörülüyordu.
Kemalist Devrim, bunlar ve benzeri düzenlemelerle, topraksız ve az topraklı yoksul köylülüğün ağalara karşı önemli bir mücadelesinin bulunmadığı koşullarda, ağaların, şeyhlerin ve aşiret reislerinin ekonomik gücünü ve kullaştırıcı etkisini parçalamaya çalıştı.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Yıldırım Koç

Aydınlık Gazetesi, 21.12.2019

Atatürk döneminde ağalarla ve aşiret reisleriyle mücadele



19 Aralık 2019 Perşembe

Kemalist Devrim’in toprak programı


Kemalist Devrim’in toprak programı / Yıldırım Koç

Aydınlık Gazetesi, 17.12.2019

Kemalist Devrim’e yöneltilen eleştirilerden biri, toprak ağalarına karşı yoksul köylülüğün çıkarlarını korumamasıdır. Yoksul köylülüğün toprak için bir mücadelesinin olmadığı koşullarda, Kemalist Devrim’in toprak dağıtması gözden kaçırılmaktadır.

KÖYLÜYE DAĞITILAN TOPRAKLAR
1923-1934 döneminde nüfus değiş tokuşu ile gelen 99.709 haneye (380.243 kişi) 4.5 milyon dönüm arazi, 99 bin dönüm bağ ve 160 bin dönüm bahçe; muhacir ve mülteci olarak gelen 58.027 haneye (247.295 kişi) 1.5 milyon dönüm arazi, 59 bin dönüm bağ ve 8 bin dönüm bahçe dağıtıldı. Toprağa muhtaç yerli çiftçilere de 731 bin dönüm arazi dağıtıldı. 2510 sayılı yasa hükümlerine göre, 21 Haziran 1934 tarihinden 1938 yılı Mayıs ayına kadar 28.536 muhacir ve mülteci ailesine 1.2 milyon dönüm, 48.411 topraksız veya az topraklı yerli çiftçi hanesine 1.5 milyon dönüm, 7.886 göçebe ailesine de 129 bin dönüm arazi dağıtıldı. 1940-1944 döneminde ise Maliye Bakanlığına bağlı geçici komisyonlar tarafından 619 köyde 197 bin nüfuslu 53 bin aileye toplam 875 bin dönüm arazi dağıtıldı. (Barkan, Ö.L., Türkiye’de Toprak Meselesi, Gözlem Yay., İstanbul, 1980, s.455)
Bir başka kaynağa göre ise, 1930-1937 döneminde, 627 ve 2480 sayılı yasalara dayanılarak köylüye 1.3 milyon dönüm arazi dağıtıldı. (Derin, H., Türkiye’de Devletçilik, İstanbul, 1940., 1940, s.57) 1923-1933 döneminde Türkiye’ye 247 bin kişi göçmen olarak geldi. Bu insanlar, 58 bin aile oluşturuyordu. Bunlara parasız olarak 40.692 ev, 6321 parça arsa, 1.576.472 dönüm tarla, bağ ve bahçe verildi. (Derin, H., a.g.k., 1940, s.35)
1934-1950 döneminde ise göçmenler için yapılan ev 32.887 adet, dağıtılan arazi de 157.383 dönümdür. (Basın-Yayın ve Turizm Umum Müdürlüğü, Türkiye Nasıl İlerliyor, 1950-1957, Ankara, 1957, s.95)

KÖYLÜYE TOPRAK DAĞITIMI KONUSUNDA HÜKÜMET POLİTİKALARI
1935 yılında CHP programına topraksız köylüye toprak dağıtılmasına ilişkin bir hüküm ilk kez kondu: "Her Türk çiftçisini yeter toprak sahibi etmek, partimizin ana gayelerinden biridir. Topraksız çifçiye toprak dağıtmak için özgü istimlâk kanunları çıkarmak lüzumludur."
Atatürk’ün TBMM’de 1.11.1936 tarihli açış konuşmasında amaç daha net bir biçimde ifade ediliyordu: "Toprak kanununun bir neticeye varmasını Kamutay’ın yüksek hizmetinden beklerim. Her Türk çiftçi ailesinin, geçineceği ve çalışacağı toprağa malik olması, behemehal lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve imarı bu esastadır."
1924 Anayasasının 74. maddesi, "değer pahası peşin verilmedikçe" kamulaştırmaların yapılamayacağını öngörüyordu: "Menafii umumiye için lüzumu usulen tahakkuk etmedikçe ve kanunu mahsus mucibince değer pahası peşin verilmedikçe hiç bir kimsenin malı istimval ve mülkü istimlâk olunamaz." 5 Şubat 1937 gün ve 3115 sayılı kanunla bu maddeye eklenen fıkrayla kamulaştırma kolaylaştırıldı: "Çiftçiyi toprak sahibi yapmak ve ormanları Devlet tarafından idare etmek için istimlâk olunacak arazi ve ormanların istimlâk bedelleri ve bu bedellerin tediyesi sureti, mahsus kanunlarla tâyin olunur."
Atatürk’ün 1.11.1937 tarihli konuşması da şöyleydi: "Bir defa, memlekette topraksız çiftçi bırakılmamalıdır. Bundan daha önemli olanı ise, bir çiftçi ailesini geçindirebilen toprağın, hiç bir sebep ve suretle bölünemez bir mahiyet alması. Büyük çiftçi ve çiftlik sahiplerinin işletebilecekleri erazi genişliğini, erazinin bulunduğu memleket bölgelerinin nüfus kesafetine ve toprak verim derecesine göre sınırlamak lazımdır."
Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 1.11.1941 tarihinde TBMM’yi açarken şu konuşmayı yapıyordu: "Toprak Kanunu, Büyük Meclis’e sunulmak üzeredir. (...) Toprağı olmayıp, kendi başına ocak kurmak isteyenlere toprak temini, Cümhuriyetin en ziyade ehemmiyet verdiği bir meseledir. Nüfusun çoğalması ve intikal suretile parçalanması neticesinde, elindeki toprağı bu günkü işleme kudret ve vasıtalarına, çoğalan yaşama ihtiyaçlarına artık yetişmemeye başlayan az topraklı köyler ve köylüler vardır. Bunları, kendilerine daha yüksek yaşama imkanı verecek miktarda toprak sahibi kılmak ve bu topraklarda iş yapma kudretini tam kıymetlendirecek verimli bir işleme için lüzumlu araçlarla donatmakta acele etmek lazımdır."

DEVRİMCİ BİR KANUN: ÇİFTÇİYİ TOPRAKLANDIRMA KANUNU
1945 yılında Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kabul edildi. Bu Kanun, özellikle 17. maddesindeki radikal düzenleme nedeniyle önemliydi. Ancak CHP 1945-1950 arasında toprak ağalarının gücünü büyük ölçüde parçalayacak bu kanunu uygulamak yerine, parlamenter sisteme geçilmesi nedeniyle toprak ağalarıyla uzlaşmayı tercih etti.
Taner Timur’un bu kanuna ilişkin değerlendirmesi şöyledir: "Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu, herşeyden önce büyük toprak sahiplerinin iktisadi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan siyasi gücüne karşı yönelmiş bir kanundur. Böyle bir kanun, büyük toprak sahiplerinin sömürüsü altındaki yoksul köylülerin sınıf mücadelesi ile gerçekleşseydi, kendi uygulanma koşullarını kendisi hazırlamış olurdu. Oysa, yoksul köylülerin yaşama koşulları ve bilinç durumları böyle bir mücadeleyi (demokratik köylü mücadeleleri) başlatmamıştı. Gördüğümüz gibi, Kanun, Milli Şef’in baskısıyla adeta zorla Meclis’ten geçirilmiştir." ( Timur, T., Türk Devrimi ve Sonrası, 4. Baskı, İmge Yay., Ankara, 1997, s.204)
Kemalist Devrim, yoksul köylülüğün toprak mücadelesine katılmamasına rağmen, bu insanların en azından bir bölümüne toprak dağıttı. Diğer taraftan da, yoksul köylülüğün kulluktan kurtulup, özgür yurttaşlar haline getirilmesini ve hak talebinde bulunmasını sağlayacak girişimlerini de diğer alanlarda sürdürdü.
* * * * * * * * * * * * * * 

29 Mayıs 2019 Çarşamba

Atatürk'ün tarım politikası / Mustafa Kaymakçı

Atatürk'ün tarım politikası / Mustafa Kaymakçı

Kaynak: Mustafa Kaymakçı / 19.05.2019 / Odatv.com
Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlattığı Kurtuluş Savaşı, salt emperyalizme karşımücadelenin başlangıcı değildi, aynı zamanda yeni bir sistemin kuruluşunun da başlangıcıydı.
Yeni sistem,kulluk yerine yurttaşlık temelli bir Cumhuriyet olacaktır.
Bu Cumhuriyetin İdeolojisi de: ”Ulus Devlet ve Tam Bağımsız Ulusçuluk ya da Milliyetçilik, Devletçilik ve Halkçılık Temelinde Planlı Karma ekonomi, Tarım-Sanayi Dengesinin Kurulduğu Sanayileşme, Türkiye Çıkarlarına Yönelik Dış Politika ve Tarımın Korunması” şeklinde özetlenecektir.Bu amaçla tarım, en önemli sektörlerden birisi olarak gündeme alınacaktır.
Dilerseniz, Cumhuriyet’in ilk yıllarında tarımın genel görünümü’ne bakalım?
- Nüfus: 13.6 milyon ve kırsal kesim nüfusu: 10.3 milyon.
- Nüfusumuzun yarısı hasta, üç milyon insan trahomlu.
- Halkın ancak %7’si okur-yazar, köylü eğitimsiz, üniversite sayısı bir.
- Kadın- erkek eşitliği söz konusu bile değil.
- Toprak dağılımı adaletsiz: Ailelerin % 5’i toprakların % 65’ine sahip
- Tarım teknikleri son derece geri, teknik eleman sayısı çok az. Gübre kullanımı ve zararlılarla mücadele neredeyse yok. Nadas egemen, ekim elle yapıyor.
- Tarımsal üretim, halkı besleyemez durumda.
- Sanayi ürünleri dışarıdan alınıyor, ülke Avrupa’nın açık pazarı olmuş
Özetle nüfusun ağırlığı kırda yaşıyor, ancak ülke karnını doyuramıyordu.
ATATÜRKÇÜ TARIM POLİTİKASININ İLKELERİ NEYDİ
Atatürkçü tarım politikasının ilkeleri, öncelikle un, şeker ve bez gibi üç beyaz ihtiyacın karşılanması, üreticinin hakkını korumak, emeğin karşılığını vermek için;
- Çiftçiyi toprak sahibi yapmak, çiftçinin örgütlenmesine ve kooperatifleşmesine yol göstermek,
- Çiftçiyi eğitmek, örnek ziraat işletmeleri kurmak,
- Araştırma istasyonları ve enstitüleri açarak tohumluk ve damızlık üretmek,
- Tarımda devlet desteğinin yasalarla güvence altına almak,
- Tarıma yeni teknolojileri götürmek, bol, kaliteli ve düşük maliyetli üretim yapmak “
şeklinde sıralanabilir.
Bu ilkelerinin hayata geçirilmesi için; çiftçilerin topraklaştırılması, örgütlenmesi ve kooperatifleşmesi, tarımsal eğitim çalışmaları, tarımsal ARGE ve tarımsal desteklemeler gibi tarıma yönelik uygulamalar ve eylemler gerçekleştirilecektir.
Bu bağlamda örgütlenme ve tarımsal desteklemeler konularının, günümüze de ışık tutması açısından irdelenmesi gerekiyor.
ATATÜRK, ÇİFTÇİLERİN ÖRGÜTLENMESİ VE KOOPERASTİFLEŞMESİ İÇİN NELER SÖYLEDİ
- “Ben de çiftçi olduğumdan biliyorum, makinesiz ziraat yapılmaz, el emeği güçtür, Birleşiniz. Böylece makine alınız (24 Ağustos, 1925 Kastamonu)
- "Mesela; Kooperatifler. Şurada burada halk ya da münevverlerin teşebbüsü ile fiili sahasına geçen kıymetli hasılalar görülmektedir. Hükümetimizin de bu gibi teşebbüsleri takviye etmesi lazımdır. Hükümeti Cumhuriyet bu lüzumu tabii idrak etmektedir” (27 Ocak 1931, İzmir Halk Fırkası Kongresi)
- CHP 3. Büyük Kongresi- 1931, “Çiftçimizi kredi ve istihsal kooperatifleri gibi iktisadi teşekküllere mazhar etmek ve teşekkülleri terakki ve tekamül ettirmek gayedir."
- CHP 4. Büyük Kongresi-1935, “Partimiz, kooperatifçiliği ana prensiplerinden sayar. Kredi kooperatifleri ile toprak ürünlerinin hakiki değerlerinden üretmelerini faydalandıracak olan satış kooperatiflerinin kurulmasına ve çoğaltılmasına önem vermekteyiz. Türkiye Tarım Bankası, tarım kooperatiflerinin ana bankasıdır.”
KOOPERATİFÇİLİK YASA VE DÜZENLEMELERİ İÇİN NELER YAPILDI
(1924) Zirai Birlikler Yasası, (1925) Tüketim kooperatifçiliğiyle ilgili yasal düzenleme, (1926) 856 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda kooperatiflerin diğer şirketler arasında yer almasına ilişkin bir değişiklik, (1929) Zirai Kredi Kooperatifleri Kanunu, (1935) 2834 sayılı Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu ve 2836 sayılı Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu” gibi yasalar çıkartıldı.
TARIMSAL DESTEKLEMELER DE NASIL GERÇEKLEŞTİRİLDİ
- Tarımsal girdiler olanaklar ölçüsünde parasız dağıtıldı.
- Tohumluk dışalımında söz konusu olan gümrük vergileri kaldırıldı.
- 1926’da çıkartılan 852 sayılı yasa ile traktör kullanan çiftçilere mali ve teknik destekler gerçekleştirildi.
- Öşür (aşar) vergisi 1925 yılında kaldırıldı.
- Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ni de etkin bir şekilde devreye sokuldu.
Bütün bu uygulamalar sonucu; 1923–1929 yıllarında Tarımda Yıllık Büyüme Hızı yüzde 8.9 olarak gerçekleştirildi(Milli Gelir Büyüme Hızı yüzde 8.6 idi).
Dünya’da ekonomide büyük bunalımın yaşandığı 1930-1939 yıllarında bile, Tarımda Yıllık Büyüme Hızı yüzde 5.1 idi.
SONSÖZ YERİNE...
Kimi düşünce sistemleri vardır. Dönemseldir, hayata geçirilir, tamamlanır ve yerine yenileri aranır.
Kimi düşünce sistemleri vardır.Ulusal olduğu kadar evrenseldir. Örneğin emek-sermaye çelişkisi ideolojisi gibi. Mustafa Kemal Düşünce Sistemi de bunlardan biridir. Emperyalizme karşı bir direniştir ve bütün mazlum uluslara örnek olmuştur. Emperyalizm, günümüzde de değişik kılıklarla sürdürülmüyor mu?
Atatürk’ün tarımda politikaları da güncelliğini korumuyor mu?
Sözgelişi, tarımda kooperatifleşme ve desteklemeler yeterli mi? Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri’nde toprak dağılımında dengesizlik devam etmiyor mu? Türkiye, yeniden neredeyse üç beyazda, tarımda bağımsızlığını kayıp etmedi mi?
Sonuçta Atatürkçü Düşünce Sistemi’nde yer alan tarım politikaları, bize günümüzde de yol gösteriyor.
Bunun aksini söylemek olası mı?
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kaynak: Mustafa Kaymakçı / 19.05.2019 / Odatv.com




16 Şubat 2019 Cumartesi

Atatürk'ten Çiçek dersi ve Azınlıklar Meselesi / Yavuz Donat


Atatürk'ten Çiçek dersi ve Azınlıklar Meselesi

İşte Atatürk'ün azınlıklar meselesindeki tavrı:


Yavuz Donat'ın aktardığı bir anı, Atatürk'ün azılıklar meselesine yaklaşımıyla ilgili, bugün de çalışmamız gereken bir ders niteliği taşıyor.. İşte o yazı... 

** * * * * * * * * * * * * * * * * 

"Ne Mutlu Türküm Diyene"

Başbakan İnönü saat 18.00 sularında Florya Köşkü'nde Atatürk'ü ziyaret etmiş:
- Hayırdır İsmet... Habersiz geldin.
- Paşam, azınlıklar meselesi... Konuyu Meclis'e getireceğiz... Ne diyorsunuz?
- İsmet bugün geç oldu... Yarın sabah erkenden gel, konuşalım.
İnönü çıkınca Atatürk "bütün görevlileri" toplamış:
- Sadece laleler kalsın... Bahçedeki diğer bütün çiçekleri sökün, atın... Derhal.
İsmet Paşa sabah gelmiş, bahçenin "halini" görmüş ve "görevlilere" sormuş:
- Ne oldu böyle?
- Gazi Paşa Hazretleri emrettiler, söktük.
Başbakan İnönü, Cumhurbaşkanı Atatürk'ün odasına girmiş:
- Paşam, bahçenin durumu nedir?
- Azınlıkları söküp attım İsmet.
İnönü "anladım" dercesine başını öne eğmiş:
Atatürk:
- İsmet, ben "Ne Mutlu Türküm Diyene"
sözünü boş yere söylemedim... Kendini Türk hisseden herkes bu vatanın öz evladı... Ben hayatta olduğum sürece bu böyle bilinsin... Ve sakın azınlıklar ile ilgili bir kanun çıkarılmasın.

* * * * * * * * * * * * * * * * *  

"Bunları" dün bize Ateş Ünal Erzen anlattı. "İnan Kıraç'tan dinledim" dedi. Belediye Başkanı Erzen, Ermenilerin "Sevgi Sofrası" adını verdiği kutlamalarda bu "olayı" anlatmış. Dinleyenler ağlamaya başlamışlar.
Ateş Ünal Erzen gittikten sonra İnan Kıraç'la konuştuk. "Evet, doğru" dedi.


* * * * * * * * * * * * * * * * *  
İnan Kıraç'ın babası Ali Numan Kıraç "Atatürk'ün 6 yıl Amerika'da okuttuğu, Türkiye'nin ilk ziraat mühendisi." Atatürk onu "Atatürk Orman Çiftliği'ne müdür yapmış." "Anlattığımız olay", İnan Kıraç'ın bizzat babasından dinlediği bir olay.

* * * * * * * * * * * * * * * * * 
Büyük Atatürk'ün "verdiği dersi" bugün hâlâ anlayamayanların olması ne kadar acı.
Neyse "vesile" oldu, İnan Kıraç'la "Atatürk'ü ve babası Ali Numan Kıraç'ı" saygıyla andık.

* * * * * * * * * * * * * * * * *