ZİRAAT MARŞI

Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine. Milletin her kazancı, milletin kesesine. Toplandık baş çiftçinin Atatürk'ün sesine Toprakla savaş için ziraat cephesine. Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz. Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

14 Haziran 2008 Cumartesi

EGE BÖLGESİNDEKİ SULAMALARIN SU ÜRETKENLİKLERİ

EGE BÖLGESİNDEKİ SULAMALARIN SU ÜRETKENLİKLERİ VE BAŞKA ÜLKELERDEKİ BENZERLERİYLE KARŞILAŞTIRILMALARI

Atila GİRGİN , Emine DİKER , Serap GÜL

ÖZET

Bu çalışma ile; Ege bölgesi sulamalarının su üretkenlik düzeyleri, diğer bir söylemle, tarımsal sulamalardan sağlanan gelirin miktarı ve başka ülkelerdeki benzerlerine göre durumları araştırılmıştır. Araştırmada dikkate alınan ölçütler; “Sulama şebekesine alınan suyun ve Sulama alanında bitkiler tarafından tüketilen suyun sağladığı brüt üretim değerleri ” olup, bu değerlerin parametreleri; “Sulama alanına alınan birim suyun sağladığı brüt üretim değeri (US $/m3) : Üretim değeri / Saptırılan sulama suyu ve “Sulama alanında bitkiler tarafından kullanılan birim suyun sağladığı brüt üretim değeri (US $/m3) : Üretim değeri / Bitki su tüketimi (ETp)’ dir. Araştırmanın sonuçları tablo ve grafikler halinde verilmiş olup, bu sonuçlardan, incelenen diğer ülkelerin sulamalarına göre, Ege bölgesi sulamalarının iyi yönetildiği ve etkin bir su kullanımı olduğu söylenebilir.
Anahtar kelimeler :Ege bölgesi, sulu tarım başarısı, karşılaştırma

ABSTRACT

In this study, the efficiency of irrigation was investigated. In other words, extra income obtained from irrigated areas was compared to that of the other countries. The criteria used in this study were gross production values of the water taken to the irrigation network and of the water consumed by the plants in irrigation area. The parameters of these values were; “ Gross production value supplied by the unit water taken to the irrigation area ( output per unit irrigation supply- US $ / m3 ) : Production value / Diverted irrigation supply “ and “ Gross production value supplied by the water consumed by the plants ( output per unit water consumed- US $ / m3 ) :. Production value / Volume of water consumed by ETp “. The results of the research were given as graphics and tables. According to these results when it is conpared to the irrigations of the other countries investigated, it can be concluded that irrigation in Aegean Region is managed well and effective.
Key words : Agean region, irrigated agriculture performance, comparison

1. GİRİŞ

Tarımsal kalkınmanın sürdürülebilmesinde önemli bir faktör olan sulama, tarımda doğrudan verimin artmasına yardım ettiği gibi, verimi artırıcı diğer girdilerin daha etkin kullanımını da sağlıyarak entansiteyi artırmaktadır. Bir yanda yeryüzünde oldukça sınırlı miktarda bulunan tatlı su kaynakları, diğer yandan bu kaynakların sürdürülebilir kalkınmadaki rolü dikkate alındığında; bu kaynakların korunması, kullanılması ve geliştirilmesi konusunda oluşturulacak politikaların ne denli önemli olduğu açıktır(Atış ve Talim, 1995). Bu durumun gereği olarakda günümüzde, sulu tarımın, sulama sistemlerinin ve sulama şebekelerinin başarılarının değerlendirilmesine yönelik olarak bir dizi çalışmalar yürütülmekte, sulamalardan beklenen başarı düzeylerini saptamak ve sulama sistemlerini karşılaştırmada daha objektif değerlendirmelere ulaşabilmek amaçları ile yeni ölçütler geliştirilmektedir. Bu ölçütlerden olan ve Merkezi Sri Lanka’da bulunan Uluslararası Su Yönetimi Enstitüsünce (IWMI) geliştirilen gösterge setinin (Molden vd., 1998) “Sulama şebekesine sağlanan birim suyun ve Sulama alanında bitkiler tarafından tüketilen birim suyun sağladığı brüt üretim değerleri” göstergelerinin bölgesel değerlerinin saptanması, bu çalışmanın esasını oluşturmaktadır. Bu göstergeler; suyun araziye göre daha kısıtlı olduğu durumlarda, birim su’dan sağlanacak yararın birim alandan sağlanacak yarardan daha önemli olduğunun düşünüldüğü koşul için geliştirilmiştir. Bu değerlendirme de temel girdiler, su ve para iken, temel çıktı bitkisel üretimdir.

Bu çalışma ile; Ege bölgesindeki sulama şebekelerinin etkin kullanılıp, kullanılmadığının, bu bağlamda bölgedeki sulu tarımda, sulama suyunun sağladığı bitkisel üretim gelirinin düzeyi ve başka ülkelerdeki benzerlerine göre durumları araştırılmıştır.

2. MATERYAL VE YÖNTEM

Ege bölgesi yurdumuzun batısında yer alır. Bölgenin kuzeyinde Marmara havzası, Marmara denizi, batısında Ege denizi, güneyinde Batı Akdeniz, duğusunda ise, Sakarya, Akarçay, Burdur Gölleri ve Antalya havzaları bulunur. Ege bölgesi, Susurluk, Ege, Gediz, K.Menderes, B.Menderes ve B. Akdeniz havzalarının büyük kısmını kapsar. Söz konusu havzalarda; Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Denizli, İzmir, Manisa, Muğla illeri yer alır.

Bölge ; tipik Akdeniz iklimi etkisi altında olup, yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer. Bölgenin iklimi, C.W. Thornwaite’in iklim sınıflamasına göre; “Yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı mezotermal” iklim tipine girer.

Ege bölgesinde; ekolojik özellikler, arazi ve topoğrafya özellikleri, bitki deseni, sulu tarımdaki çiftçi davranışları dikkate alınarak ve bölgeyi temsil yetenekleri gözönünde bulundurularak aşagıdaki sulama şebekeleri araştırma kapsamına alınmıştır. İncelemeye alınan sulama şebekeleri esas olarak Gediz havzasına ait işletmeler olmasına karşın, bölgeyi kıyı Ege’den başlıyarak iç Ege’ye doğru derinlemesine kapsamasıyla temsil yeteneğinde olduğu düşünülmektedir. Diğer ülkelerden seçilen sulu tarım alanlarının ise; tarımsal yetiştiricilik ve ekim deseni açısından ağırlıklı olarak sulanan, orta ve büyük ölçekteki sulama işletmeleri olmasına dikkat edilmiştir. Bu alanlardan Kolombiya’daki tropikal, Mısır ve Pakistandakiler kurak, Hindistandaki yarı kurak, Fas’daki yarı kurak Akdeniz, Meksikadaki yarı hümid ve Malezyadaki hümid iklim etkisi altındadır.

İncelenen işletmeler, sulama alanları ve yaygın bitki desenleri aşağıda verilmiştir.

¨ Alaşehir sulama şebekesi : Alanı-11806 ha, ana ürün-üzüm
¨ Salihli sulama şebekesi : Alanı-18338 ha, ana ürün-üzüm, pamuk
¨ Turgutlu sulama şebekesi : Alanı-16375 ha, ana ürün-üzüm
¨ Manisa sulama şebekesi : Alanı-35600 ha, ana ürün-pamuk
¨ Menemen sulama şebekesi : Alanı -22865 ha, ana ürün-pamuk
¨ Coella (Kolombiya) : Alanı-25600 ha, ana ürün-çeltik, mısır, sorgum
¨ Saldana (Kolombiya) : Alanı-13975 ha, ana ürün-meyve ve sebze
¨ NileDelta (Mısır):Alanı:3100000 ha,ana ürün-buğday, mısır,çeltik,sorgum,pamuk
¨ Mahi Kadana (Hindistan): Alanı-212000 ha,ana ürün-çeltik,mısır,tütün,muz,sebze
¨ Muda (Malezya): Alanı-96000 ha, ana ürün-1. ve 2. ürün çeltik
¨ AltoRioLerma(Meksika): Alanı-107541 ha,ana ürün-buğday,sorgum,mısır,fasülye
¨ TriffaScheme (Fas): Alanı-36060 ha, ana ürün-meyve,ş.pancarı,patates,buğday
¨ Chishtian (Pakistan): Alanı-70656 ha, ana ürün-pamuk, çeltik
¨ Seyhan (Türkiye) : Alanı-120200 ha, ana ürün-mısır, pamuk, narenciye

Bu çalışmaya esas alınan ölçütler aşağıda verilmiş olup, yönteme ilişkin esaslar Molden vd.,1998; Girgin vd.,1999a ve 1999b’de ayrıntılı olarak yer almaktadır. Bu göstergeler; suyun araziye göre daha kısıtlı olduğu durumlarda, birim su’dan sağlanacak yararın birim alandan sağlanacak yarardan daha önemli olduğu düşüncesinden hareketle geliştirilmiştir. Bu değerlendirme de temel girdiler, su ve para iken, temel çıktı bitkisel üretimdir.

Değerlendirme ölçütleri ve bunlara ait parametreler şöyledir :

¨ Şebekeye alınan birim suyun sağladığı brüt üretim değeri (BÜD-US $/m3): Üretim değeri / Saptırılan sulama suyu
¨ Bitki tarafından kullanılan birim suyun sağladığı brüt üretim değeri(BÜD-US $/m3): Üretim değeri / Bitki su tüketimi (ETp)

Üretim Değeri: Sulanan alandan sağlanan yerel ve dünya fiatları ile brüt gelir ( TL-$ ).
Saptırılan sulama suyu: Proje alanına sağlanan yüzey ve yeraltı suyunun toplam miktarı (m3)
Bitki su tüketimi: Sulanan alanındaki bitkilerin toplam su tüketimleri (m3).

Sistemler arası karşılaştırmada kullanmak için, sulu tarımdan elde edilen bitkisel üretimin ölçüm yapısı önemli bir kavramdır. Eğer sadece bir tür ürün söz konusu olsaydı, üretim kütleye göre karşılaştırılabilirdi. Oysa aynı sistem içerisinde farklı tür bitkiler, veya farklı bitki desenine sahip farklı sistemlerin karşılaştırılmasında ise, bir dönüşüme gereksinim duyulur. Yerel veya uluslararası fiyatlar kullanılarak, Eşdeğer Brüt Üretim Değeri (EBÜD) ile bu dönüşüm sağlanabilir. Eşdeğer Brüt Üretim Değeri (EBÜD), yerel fiyatların değişme gösterdiği dünyanın farklı bölgelerindeki sulama sistemleri arasında karşılaştırmalar yapabilmek için geliştirilmiştir. EBÜD; yetişen ürünlerin yerel fiyatlarının, yöredeki yaygın olarak yetişen ve uluslarası ticarette önemi bulunan ürünün yerel fiyatlarıyla oranlanmasına dayalı eşdeğer verimin hesaplanması ve bu değerinde dünya fiyatlarına çevrilmesiyle elde edilir. Dünya piyasalarında buğday, eşdeğer üretim için yaygın olarak kullanılmasına karşın, bu çalışmada, bölgemizdeki etkinliği gözönüne alınarak pamuk, baz ürün olarak kullanılmıştır. Eşdeğer ürünün (baz) belirlenmesinde, ürünün dünya piyasalarındaki değeri düşük iken, yerel fiyatı, politik veya değişik nedenlerden dolayı yüksek ise bu ürünün baz alınmaması gerekir.

Eşdeğer brüt üretim değerini formulize etmek gerekirse ;

EBÜD=[?bitki AiYi * Pi / Pb] * Pdünya

¨ EBÜD: Eşdeğer Brüt Üretim Değeri,
¨ AI : İ bitkisinin ekim alanı,
¨ YI : İ bitkisinin verimi,
¨ PI : İ bitkisinin yerel pazar fiyatı,
¨ Pb : Eşdeğer alınan bitki yerel fiyatı,
¨ Pdünya : Eşdeğer alınan bitki dünya fiyatı

3. BULGULAR VE TARTIŞMA

İncelemeye alınan sulama şebekelerinden Ege bölgesine ait olanların bitki deseni, ekim alanı, ürün verimleri, ürünlerin yerel fiyatları, toplam alan ve sulanan alan miktarları, sulama alanındaki bitki su gereksinimi ve net sulama suyu gereksinimlerinin tek bir yıla ait uygulama örneği Çizelge.1’de verilmiştir. Veriler, ağırlıklı olarak DSİ(1984-1996)’dan alınmış, sulama şebekesinde bitki su tüketimleri ve net sulama suyu gereksinimine yönelik hesaplamalarda ise, FAO(1992)’de önerilen “cropwat” bilgisayar proğramından yararlanılmış, proğramlamanın gereksindiği iklim verileri ise, DMİ(1984-1996)’dan alınmıştır. Ege bölgesi için, uygulama örneğindeki benzeri hesaplamalar 1984-1996 arası araştırma yılları ve incelemeye alınan sulama şebekeleri için yapılarak, araştırma parametreleri olarak hesaplamalarda kullanılmıştır. Uygulama örneğindeki işlem akışı izlenerek, önce sulama alanından sağlanan bitkisel brüt üretim değerleri saptanmış, daha sonra, bu değerin “sulama alanına sağlanan toplam su” ve “bitkiler tarafından sulama alanında tüketilen toplam su” değerlerine (miktarlarına-m3) oranlanmalarıylada birim su’yun sağladığı üretim değerleri bulunmuştur. Bu değerlerden Ege bölgesi sulama işletmelerine ait olanların, “Sulama şebekesine alınan birim suyun sağladığı brüt üretim değerleri” Çizelge.2’de, “Sulama alanında bitkiler tarafından kullanılan birim suyun sağladığı bürüt üretim değerleri” Çizelge.3’de verilmiştir.

Çizelge.2’nin incelenmesindende görüleceği gibi, değişik kaynaklardan şebekeye alınan suların sağladığı üretkenliklerin değerleri ; 0.13-0.77 US $/m3 arasında değişmektedir. Bu değerler; 1980’li yıllardaki düşüklüğe karşın, 1990’lı yıllarda artmıştır. Bu durumun saptanan nedeni, suyun etkili kullanımı ve pazar gereksinimlerine bağlı olarak da ekonomik getirisi yüksek ürünlere yönelinmesidir. Birim sudan en fazla yararı sağlıyan işletmeler, Alaşehir (0.51 US $/m3) ve Salihli-Adala (0.32 US $/m3) işletmeleridir ve sağladıkları üretim hasılaları bölge ortalamasından yüksektir. Bu işletmelerde önemli miktarlarda bağ alanları mevcuttur. Turgutlu (0.27 US $/m3), Manisa (0.17 US $/m3) ve Menemen (0.18 US $/m3) işletmelerinde ise, ekim desenindeki ana bitki pamuk’dur. Yapılan fiat analizlerinden üzüm’ün sağladığı hasılanın, pamuğun getirisine oranla daha yüksek olduğu bilinmektedir. Bölgede; tarımsal sulama amaçlı su miktarı genel olarak yeterli olmasına karşın, sulama suyunun yeterli ve etkili kullanılamadığı özellikle kurak dönemlerde, yeraltı suyu ve tahliye kanallarında tutulan sular, üretkenliğin sürdürülebilmesi amacıyla tarımsal sulamada önemli miktarlarda kullanılmıştır. Çizelge.2’deki değerlendirmeyi daha anlaşılabilir kılan görsel sunum Şekil.1’de verilmiştir.

Çizelge.3 ‘de, bitkiler tarafından kullanılan birim suyun sağladığı brüt üretim değerleri verilmiştir. Bu değerler, 0.17-0.61 US $/m3 arasında değişmektedir. Bu değerler; sulama alanından sağlanan brüt hasılanın, şebekeler için saptanan bitki su tüketimlerine(su miktarlarına) oranlanmasından bulunmaktadır. Verilerin incelenmesinden, en fazla brüt hasılanın, Alaşehir(0.44 US $/m3) ve Turgutlu(0.37 US $/m3) işletmelerinden sağlandığı, en düşük hasılanın ise, Manisa işletmesinden alındığı görülmektedir. Alaşehir işletmesindeki değerlerin yüksekliğinin başlıca nedenleri, bu işletmenin diğerlerinden farklı bir su kaynağından yararlanması, ve bitkilerin gereksindikleri suyu, çoğu devrede yeterli miktarda alabilmesi ve bu işletmede, bağ alanlarının daha fazla yer kaplamasıdır.Turgutlu işletmesindede, iyi bir su yönetimi ve bitki deseninde meyve ve sebzeciliğeciliğe olan yönelimin önemli etkenler olduğu söylenebilir. Bölgedeki sulamalarda özellikle son yıllarda aşırı su kullanımı yoktur. Su uygulamaları bitki su gereksinmelerine yakın yada denktir. Bölgenin su kaynakları açısından memba ve mansab’ı arasında bazı dengesizlikler görülmekteysede, sulanması öngörülen alanların tamamı gerek yüzey, gerekse yeraltı suyu kullanılarak sulanmaktadır. Çizelge.3’deki değerlendirmeyi daha anlaşılabilir kılan görsel sunum Şekil.2’de verilmiştir.

Şekil.3’de, Ege Bölgesi ve dünyanın değişik yerlerindeki bazı sulu tarım alanlarındaki “Sulama şebekesine alınan birim suyun sağladığı bürüt üretim değerleri” görülmektedir. Saptanan bu veriler, 0.04-0.66 US $/m3 arasında değişmektedir. Bu değerlerden, sulama suyunu en kötü kullanan işletmelerin sırasıyla, Chishtian-Pakistan (0.04 US $/m3 ), Mahi Kadana –Hindistan (0.07 US $/m3 ), Saldana-Kolombiya (0.12 US $/m3 ) ve Nile Delta (0.12 US $/m3 ) olduğu görülmektedir. Bu işletmelerden Chishtian-Pakistan, kurak bir iklim etkisindedir ve yıllık yağışı 200 mm’nin altındadır. Şebekede ana ürünler, pamuk ve çeltiktir. Molden vd.(1998)’den alınan verilere göre; sulama alanına alınan su, gereksinilenin 1.3 katıdır. Bu değerlerden anlaşılan, işletmenin gereksinilen suyun tamamını alabildiği, ilavetende %30 fazla su’da kullanıldığı anlaşılmaktadır. Yeterli suyun alınmasına rağmen birim su’dan sağlanan gelirin bu denli az olmasından çıkarılacak sonuçlar; ya suyun gereksinilen dönemde alınamaması yada düşük ürün verimi ve ekonomik olmuyan bir tarımsal işletme yönetimi olduğu düşünülebilir. Mahi Kadana-Hindistan işletmesi; yarı kurak bir iklim etkisindedir ve yıllık yağışı 800 mm’nin üstünde, yıllık buharlaşması 1800 mm’dir. Şebekede ana ürünler, çeltik, buğday, tütün, sorgum ve pamuk’dur. Molden vd.(1998)’den alınan verilere göre; sulama alanına alınan su, gereksinilenin 3 katıdır. Bu değerlerden anlaşılan, işletmenin gereksinilen suyun tamamını alabildiği, ayrıca fazladanda 2 katı su kullanıldığı anlaşılmaktadır. Oldukça aşırı bir su kullanımı var demektir. Bu denli suyun alınmasına rağmen birim su’dan sağlanan gelirin azlığı, fazla suyun kendi başına verim artırıcı bir etken olmadığının, diğer agronomik gereksinmelerin yeterince sağlanamadığınında bir göstergesidir. Benzeri şekilde; Saldana-Kolombiya ve Nile Delta işletmelerindede gereksinilenin sırasıyla 2.2 ve 1.6 katı fazla su alınmasına, ürün desenlerindeki çeşitliğe rağmen birim sudan sağlanan gelirler, oldukça düşüktür (0.12 US $/m3 ). Diğer bir söylemle suyun aşırı kullanıldığı, sudan ekonomik bir yarar sağlanamadığı anlaşılmaktadır. Suyun etkin kullanıldığı, dolayısıylada en fazla gelir sağlandığı işletmeler ise, sırasıyla, Alaşehir (0.66 US $/m3 ), Salihli (0.44 US $/m3 ), Muda-Malezye(0.38 US $/m3 ) ve Turgutlu (0.30 US $/m3 )’ sulamalarıdır. Saptanan bu değerlerden, Ege bölgesindeki sulamaların diğer ülke sulamalarına göre, oldukça başarılı oldukları, rahatlıkla söylenebilir. Bu durum, aynı zamanda, bölge sulamalarının iyi yönetildiğininde bir göstergesidir.

Şekil.4’ de; sulama alanlarında “bitkiler tarafından tüketilen birim suyun sağladığı (ETbitki) bürüt üretim değerleri” görülmektedir. Saptanan bu veriler, 0.05-0.53 US $/m3 arasında değişmektedir. Bu değerlerden, sulama suyunu en kötü kullanan işletmelerin sırasıyla, Chishtian-Pakistan (0.05 US $/m3 ), Mahi Kadana –Hindistan (0.06 US $/m3 ), Nile Delta (0.11 US $/m3 ) ve Saldana-Kolombiya (0.17 US $/m3 ) olduğu görülmektedir. Bu işletmelerden Chishtian-Pakistan, kurak bir iklim etkisindedir ve yıllık yağışı 200 mm’nin altındadır. Şebekede ana ürünler, pamuk ve çeltiktir. Molden vd.(1998)’den alınan verilere göre; sulama alanına alınan su, gereksinilenin 1.3 katıdır. Bu değerlerden anlaşılan, işletmenin yeterli suyu almasına rağmen birim su’dan sağlanan gelir oldukça düşüktür. Bu durum, şebekeye alınan suyun bitkiler tarafından kullanılmadığı, yada bitkiler tarafından kullanılan sudan fazlasının şebekeye alındığı anlamına gelir. Mahi Kadana-Hindistan işletmesi; yarı kurak bir iklim etkisindedir ve yıllık yağışı 800 mm’nin üstünde, yıllık buharlaşması 1800 mm’dir. Şebekede ana ürünler, çeltik, buğday, tütün, sorgum ve pamuk’dur. Molden vd.(1998)’den alınan verilere göre; sulama alanına alınan su, gereksinilenin 2.9 katıdır. Bu değerlerden anlaşılan, işletmenin gereksinilen suyun tamamını alabildiği, ayrıca fazladanda 1.9 katı su kullanıldığı anlaşılmaktadır. Oldukça aşırı bir su kullanımı var demektir. Suyun bu denli fazla alınmasına rağmen birim su’dan sağlanan gelirin azlığı, su’dan başka girdilerin yetersiz kaldığının dolaylı bir göstergesidir. Benzeri şekilde; Saldana-Kolombiya ve Nile Delta işletmelerindede gereksinilenin sırasıyla 2.9 ve 1.6 katı fazla su alınmasına, ürün desenlerindeki çeşitliğe rağmen bitkilerin kullandığı birim sudan sağlanan gelirler oldukça düşüktür (0.12 US $/m3 ). Suyun etkin kullanıldığı, dolayısıylada en fazla gelir sağlandığı işletmeler ise, sırasıyla, Alaşehir (0.53 US $/m3 ), Salihli (0.37 US $/m3 ), Alto Rio Lerma-Meksika (0.37 US $/m3 )’ sulamalarıdır. Saptanan bu değerlerden, Ege bölgesindeki sulamalarda etkili su kullanımı olduğunu, bitkilerin tüketimi için hazır bulundurulan su’dan en fazla yararın sağladığını ve aynı zamandada ekonomik bir su kullanımının gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz.








4. SONUÇ VE ÖNERİLER

Ege bölgesi sulamaları, halen uyguladıkları su dağıtım düzenleri açısından, gereksinmeyi büyük oranda karşılamakta olup, etkilidir ve yakın gelecekteki gereksinmeyide karşılayabilir durumdadır. Bölgedeki sulamalarda özellikle son yıllarda aşırı su kullanımı yoktur. Su uygulamaları bitki su gereksinmelerine yakın yada denktir. Bölgede su kaynakları arasında memba ve mansab arasında bazı dengesizlikler görülmekteysede, sulanması öngörülen alanların tamamı gerek yüzey, gerekse yeraltı suyu kullanılarak sulanmaktadır.

Halen; uygulamadaki, DSİ ve Sulama Birlikleri ile Sulama Grupları arasındaki ilişkiler olumlu ve etkili olup, başka zorunlu etmenler olmadıkça önemli değişikliklere gerek yoktur. Dünyadaki örneklerine göre farklılıklar göstersede, kendi koşullarının başarılı birer uygulaması olan bu yapılanmalar; konu ile ilgili yabancı uzmanlarcada önemsenmiş, farklılıklarınıda ifade edebilmek için “Türk Modeli” olarak tanımlanmıştır (KHGM/IWMI,Araştırma projesi arşiv belgeleri). Ancak sulama birliklerinin yapısal ve yönetsel olarak başarılı olan bu yapılanmaları, yasal konumları açısından oldukça farklı düzenlemelerden etkilenmekte olup, yasalar karşısında birlikteliklerini sağlamak açısından yeni bir düzenlemeye gereksinim vardır.

Bölge sulamaları, şebekeye alınan ve bitkiler tarafından kullanılan birim su’ dan en fazla yararı sağlıyabilecek konumdadır. Tarımsal sulama uğraşında incelenen diğer ülkelerin sulamalarına göre oldukça iyi durumdadırlar. Bu durum; yeterli desteğin sağlanması koşulunda çok daha büyük başarılara da ulaşabileceklerinin bir göstergesidir.

5. YARARLANILAN KAYNAKLAR

ATIŞ, E., TALİM, M. 1995. Ege Bölgesi Sulama Yatırımlarının Bölge ve Tarım İşletmeleri Düzeyindeki Ekonomik Sonuçları. Tarımda Su Yönetimi ve Çiftçi Katılımı Simpozyumu, 5-7 Haziran 1995, Ankara, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Kongre Bildirisi, s 118-125
DMİ;1984-1996. Manisa Yöresi İklim Veri Kayıtları. DMİ Genel Müdürlüğü, Ankara
DSİ,1984-1996. Sulama Tesisleri Değerlendirme ve Mahsul Sayım Sonuç Raporları. DSİ Genel Müdürlüğü, Ankara.
FAO, 1992. Cropwat, A Computer Program for Irrigation Planning and Management. Irrigation and Drainage Program 46, FAO, Rome, Italy
GİRGİN, A., GEÇGEL, G., GÜL, S. 1999a. Gediz Havzasındaki Sulamaların Su Yönetimi Açısından Başarı Durumları. İzmir Su Kongresi, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, 4-5 Haziran, İzmir, Kongre Bildirisi, s 317-334
GİRGİN, A., GEÇGEL, G., GÜL, S. 1999b. Sulu Tarım Sistemlerindeki Başarıların Karşılaştırılmasında Kullanılan IWMI Gösterge Setinin Tanıtımı ve Değerlendirmenin Salihli (Adala) Sulama Şebekesine Uyarlanması. İzmir Su Kongresi, TMMOB İl Koordinasyon Kurulu, 4-5 Haziran, İzmir, Kongre Bildirisi, s 351-365
GİRGİN, A., GÜL, S., ÖZDER, E. 1999. Sulu Tarım Başarı Değerlendirmelerinde Yeni Bir Yaklaşım ve Değerlendirmenin Manisa-Turgutlu Sulama Şebekesine Uyarlanması. VII. Kültürteknik Kongresi, 11-14 Kasım 1999, Kapadokya, Kongre Bildirisi, s 81-92
KHGM/IWMI Gediz havzası ortak araştırma projesi arşiv belgeleri. Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi Menemen-İZMİR
MOLDEN,D.J., SAKTHIVADIVEL, R., PERRY, C.J., FRAITURE, C., KLOEZEN W.H. 1998. Indicators for Comparing Performance of Irrigated Agricultural Systems.International Water Manegement Institute, Research Report: 20, Colombo, Sri Lanka.

10 Haziran 2008 Salı

SARAYKÖY ve SÖKE OVALARINDA TAV SUYU VE YIKAMA SUYU UYGULAMALARI

DENİZLİ-SARAYKÖY ve AYDIN-SÖKE OVALARINDA BAZI
TOPRAK SORUNLARI,
TAV SUYU VE YIKAMA SUYU UYGULAMALARI

Atila Girgin
* Yıldırım Kayam**

ÖZET

Bu çalışmada; kış aylarında yapılan ve gelenekselleşen, Sarayköy ovasında tav suyu, Söke ovasında yıkama suyu olarak adlandırılan su uygulamalarının işlevselliği, taban suyuna ve toprak tuzluluğuna etkileri araştırılmıştır. İncelemede; adı geçen ovalarda arazi gözlemleri, DSİ arşivleri, Girgin (1996), Girgin ve Beyazgül (1996) ve Saatçılar(1991) tarafından yürütülen çalışmalara ait toprak tuzluluğu, tabansuyu düzeyleri ve tabansuyu tuzluluklarına ait bulgulardan yararlanılarak, tarımsal altyapı yatırımları öncesi ve sonrasına ait veriler karşılaştırılmış, sonuçları yorumlanmıştır. Yapılan değerlendirmelere göre, adı geçen ovalarda tav suyu ve kış yıkamaları olarak tanımlanan su uygulamalarının çoğu alan için gereksiz ve fonksiyonel olmaktan uzaktır ve aynı zamanda arazilerdeki toprak tuzluluğu ve yüksek tabansuyunun da başlıca nedenidir. İncelemeye konu alanların tamamındaki uygulama yerine, gereksinilen alanlar yıkanmalıdır. Kurak geçen yıllarda, bitkilerin çıkış dönemlerindeki toprak nemini karşılamak amaciyle 0-60 cm. toprak derinliği için tav suyu uygulanması önerilmelidir.

Anahtar kelimeler : Sarayköy, Söke, tuzlu topraklar, tav suyu, tuz yıkamaları

SOME SOIL PROBLEMS, PREIRRIGATION AND LEACHING APPLICATIONS

IN SÖKE-AYDIN AND SARAYKÖY-DENİZLİ PLAINS

ABSTRACT


There is a common water application in winter season which are called as pre-irrigation in Sarayköy-Denizli and leaching in Söke-Aydın plains by the farmers. It was investigated the effects of the water applications in winter on soil salinity and water table, and how these are functional. In this study, the data obtained before and after the agricultural infrastructure investments was compared and the results were concluded utilizing from the field observations, the archives of DSİ and some findings of soil salinity, water table levels and salinity works carried out by Saatçılar (1991), Girgin (1996), and Girgin and Beyazgül (1996). As a conclusion of the evaluation, the water applications in winter season are not necessary, and they are main reason of soil salinity and high water table level for most of the areas mentioned above. The leaching water should be given for the required areas in spite of overall fields in these regions. However, some pre-irrigation was recommended for 0-60 cm soil depth to supply adequate soil moisture at the plant emergency stage of different crops in dry years.

Key Words: Sarayköy, Söke, saline soils, pre-irrigation, leaching.

GİRİŞ

Sarayköy ve Söke ovaları; Ege bölgesinin tarımsal potansiyel açısından oldukça önemli, bu önemi nedeni ile de devetçe, tarımsal alt yapıya yönelik önemli yatırımların yapıldığı kısmende devam ettiği arazilerdir. Sulama şebekeleri büyük oranda tamamlanmış olup, etkin ve işlevseldir. Teknik tarımda sulamanın ayrılmaz bir parçası olan drenaj şebekeleride açık tahliyeler olarak tamamlanmış ve işlevsel durumdadır. 1990’ lı yıllarda adı geçen ovalarda Dünya Bankası destekli alt yapı iyileştirmeleri de yapılmıştır. Bu ovalarda yatırımlar öncesi dönemdeki tarımsal üretimi kısıtlayan topraktaki tuzluluk –sodyumluluk ve yüksek taban suyu düzeyleri nedenleriyle tarımsal üretim oldukça sınırlı ve tekli bitkisel üretim şeklindeyken bugün orta ve bazı alanlarda yüksek üretkenlik düzeyine ulaşılmıştır. İncelemeye konu ovalarda tarımı yapılan ana ürün pamuktur. Bitkinin tuza duyarlı olduğu çıkış döneminde gerek topraktaki nem açığını kapatmak, gerekse topraktaki tuzluluğu azaltmak için kış aylarında arazilere su aktarılmaktadır. Sarayköyde “tav suyu”, Sökede "kış yıkamaları" olarak da adlandırılan bu uygulamalar adeta gelenekselleşmiştir. Bölgedeki yağışların önemli bir kısmının kış aylarında olduğu gerçeğini de dikkate alarak, yıkamaların toprak tuzluluğuna etkilerini incelemek bu çalışmanın ana amacıdır.

MATERYAL ve YÖNTEM

Sarayköy ovası; Ege Bölgesinin B. Menderes nehri havzası içerisinde; 28o 53'-29o 03' doğu boylamları ile 37o 55'-38o 03' kuzey enlemleri arasında yer almaktadır. 124-161 m yükseltileri arasında, doğu-batı yöneyinde 31 km,kuzey-güney yöneyinde 1-9 km uzunluğundaki 13 178 hektarlık bir alanı kaplar (DSİ, 1987). Topraklar genellikle ağırdan hafife kadar değişen bünyeler içerirler. Üst horizonlardan alt horizonlara doğru bünyeleri ağırlaşmaktadır. Üst horizonlar itibariyle arazinin % 42'si ağır, % 29'u orta, % 29'u hafif bünyededir. Toprak derinliği genellikle, yamaç araziler hariç 1.50 m.'den daha fazladır. Orta ve ağır bünyeli toprakların yapıları; üstte genellikle granüler, altta ise blok yada masiftir. Toprakların pH değerleri 7.4-9.6 arasında değişmekle beraber genellikle 8' in üzerindedir. Topraklar kireçce zengindir (DSİ, 1987). Bölgenin ana su kaynağı B.Menderes nehri olup, ovanın suyu, birincil olarak Adıgüzeller barajından Yenice regülatörü ile, ikincil olarak Çürüksu kaynaklarından yeraltısuyu olarak sağlanmaktadır. Sulama suyunun kalitesi kış aylarında Büyük Menderes nehrinde 0.6-0.9 dS/m, Çürüksu su kaynaklarında 0.9-2.5 dS/m’dir. Ovada cazibe ile sulama yapılmaktadır. Tarla içi iyileştirme geliştirme hizmetlerinin büyük oranda tamamlanmıştır. Ova’da tarımı yapılan ana bitki pamuktur. Pamuk özellikle sulanan alanlarda %60’ı aşan oranlarda ekim payına sahipdir.Yetiştirilen diğer bitkiler ise, hububat, mısır, yonca, korunga ve meyvedir.
Söke ovası; Ege bölgesinin kıyı kesminde, Büyük Menderes nehir mansabının sağ sahilinde yer alır. 27°00’-27°40’ doğu boylamı ile 37°37’-37°50’ kuzey enlemleri arasındaki 35499 hektarlık bir alanı kaplar. Denizden yükseltisi 1.5-10.0 metredir. Genel topoğrafik eğim % 0.0-0.5’dir (DSİ,1981). Ova toprakları alüvyal karakterdedir. Ova topraklarının % 55’i ağır, % 33’ü orta % 10’u ise hafif bünyeli topraklardan oluşur. Kireç bakımından zengindirler (DSİ, 1981). Bölgenin ana su kaynağı B.Menderes nehri olup, ovanın suyu birincil olarak Adıgüzeller, ikincil olarak Bozdoğan-Kemer Barajlarından sağlanmaktadır.Sulama suyunun kalitesi kış aylarında genellikle yıkamalar nedeniyle 1.5-2 dS/m, sulama döneminde ise 1 dS/m’dir. Ova’da tarımı yapılan ana bitki pamuktur. Pamuk özellikle sulanan alanlarda %90’ı aşan oranlarda ekim payına sahipdir.Yetiştirilen diğer bitkiler ise, hububat, ayçiçeği, mısır sebze ve bostandır(DSİ,1990-1991).
İncelemede; arazi gözlemleri, DSİ arşivleri, adı geçen ovalarda Girgin (1996), Girgin ve Beyazgül (1996) ve Saatçılar(1991) tarafından yürütülen çalışmalara ait toprak tuzluluğu, tabansuyu düzeyleri ve tabansuyu tuzluluklarına ait bulgulardan yararlanılarak, tarımsal altyapı yatırımları öncesi ve sonrasına ait veriler karşılaştırılmış, sonuçları yorumlanmıştır.

BULGULAR ve TARTIŞMA

Sarayköy ovasında topraktaki tuzluluğun en yoğun olduğu bir alanda yürütülen yıkama çalışmasının bazı sonuçları Saatçılar,1991’den alınmıştır. Çalışmadan saptanan sonuçlara göre; bitki kök bölgesindeki tuzluluk başlangıçta 30-40 mmhos/cm iken 280 cm yıkamasuyu uygulamasıyla 3-4 mmhos/cm’e düşürülmüştür. Diğer bir söylemle başlangıç tuzluluğu %100 olarak varsayılırsa bu değer yıkamalar sonrası %10’lara düşürülmüştür. Yıkamalar ancak benzeri yoğun tuzlu alanlarda önerilmelidir. Çoğu alan için bu uygulamalara gereksinim yoktur. Bitkisel üretim aşamasındaki sulamalar, çoğu alanda tuz yıkanmasını sağlıyacak durumdadır. Sarayköy ovasındaki toprakların doğal jips içeriğinin fazlalığıda ova topraklarındaki sodyumluluğu gidermede büyük bir avantajdır. Çoğu sodyumlu alanda ıslah maddesine gereksinim olmadan sodyumluluk giderilebilecek durumdadır. Şekil.1’de 0-90 cm toprak derinliğindeki toprak tuzlarının değişik dozlardaki yıkamalardan sonra başlangıca göre değişimleri, Şekil.2’de ovadaki kapalı drenaj alanlarındaki dren çıkışlarından alınan su örneklerinin tuzluluk değerleri verilmiş olup, bu değerler oldukça anlamlı ve ilişkiseldir ve yıkamaların işlevselliğinin ve topraktaki tuz yıkanmasınında belirgin kanıtıdır.
Şekil.1 0-100 cm Toprak Katında Yıkamalar Sonrası Tuz Değerleri(mmhos/cm)
Şekil.2 Sarayköy Ovasında Bazı Dren Çıkışlarında Tuz Değerleri (micromhos / cm )
Sarayköy ovasındaki değişik sulara ait tuzluluk değerleri Şekil.3’de, iyon bileşimleri Şekil.4’de verilmiştir. Su kalitesinin, toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden II. ci, alkalilik yönünden I. sınıf özellikte, bor, HCO-3 ve Cl iyonu miktarları ve artık sodyumkarbonat (RSC) yönünden sorunsuz olduğu, pH’sının kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu saptanmıştır. Ancak Çürüksu kaynakları tuzluluk yönünden sorunludur. Yapılan analizlerde, bu suların kalitelerinin, toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden III ve IV. cü, alkalilik yönünden I.ci sınıf özellikte, bor ve Cl- iyonu miktarları ve artık sodyumkarbonat (RSC) yönünden sorunsuz olduğu, HCO-3 iyonu miktarı yönünden duyarlı bitkiler açısından sorun olabileceği, pH’sının kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu saptanmıştır. Bu sularla yapılacak sulamalarda dikkatli olunmalı, ilave yıkama suyu düşünülmeli, sulama için gereksinilen suyun %10-20’si oranlarında ek su uygulanmalıdır. Sarayköy ovasında yatırımlar öncesi sorun; kış ve ilk baharda taban suyu yüksekliği ve yüksek tabansuyu tuzluluğu nedenleriyle toprakların geç tava gelmesi ve artan toprak tuzluluğudur. Yatırımlar öncesinde yöre çiftçisi, ilkbahar aylarında, gerek topraktaki nem açığını kapatmak, gerekse toprak tuzluluğunu giderebilmek için arazilere su uygulamakta, bu uygulamalar ise, kısa dönemde sorunu hafifletmeye yönelik bir çözüm olmakta isede, uzun dönemde sorunun yinelenerek ağırlaşmasına neden olmaktadır. DSİ Genel Müdürlüğünce ana tahliyeler ve ikincil açık tahliyeler ve Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüncede drenaj ve tarla içi geliştirme hizmetleri 1990’lı yıllarda büyük oranda tamamlanmış olup, etkin bir drenaj alt yapısı vardır ve eski alışkanlık ve uygulamalara son vermek gerekmektedir.
Şekil.3 Sarayköy Sulama Şebekesinde Suların Tuzluluk Değerleri (micromhos/cm)
Şekil.4 Sarayköy Sulama Şebekesinde Suların İyon Bileşimleri (me/l)

Söke ovası toprakları genel olarak orta ve ağır bünyelidir. Kireç kapsamları fazla, toprak reaksiyonları hafif ve orta kalevi'dir. Toprağın iyonik bileşimindeki hakim katyon sodyum, hakim anyon klor'dur. Ovanın büyük kısmında toprak tuzluluğu sorun olmaktan çıkmıştır. Yıkamaların hem işlevsel hemde gerekli olduğu saptanan bazı test yerlerine ait dönemsel toprak tuzluluklarına ait veriler Girgin, 1996’dan alınmıştır. Bu topraklar genellikle denize yakın alt bölgelerdedir. Yapılan testlere göre; bu alanlarda toprak tuzluluğu yıkamalarla azalmakta, sonbahar aylarında tekrar artmaktadır. Bu bölgede asıl sorun tahliye yetersizliğidir. Deniz seviyesine yakın olan bu arazilerde yüksek tabansuyu ve toprak tuzluluğu kaçınılmazdır. Bu arazilerin iyileştirilmesi ekonomik olmadığı gibi, sürdürülebilirlikleri ve korunulabilirlikleride oldukça zordur. Bu alanlarda gelenekselleşen uygulamalara devam edilmelidir.
Söke ovasındaki değişik sulara ait tuzluluk değerleri Şekil.5’ de, iyon bileşimleri Şekil.6’da verilmiştir. Şekillerin incelenmesindende görüleceği gibi, sulamada kullanılan sular genel olarak tuzludur. Bu suların kalitelerinin, toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden III., alkalilik yönünden I.ci sınıf özellikte, bor iyonu miktarları ve artık sodyumkarbonat (RSC) yönünden sorunsuz olduğu, HCO-3 ve Cl- iyonu miktarları yönünden duyarlı bitkiler açısından sorun olabileceği, pH’sının kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu saptanmıştır. Bu sularla yapılacak sulamalarda dikkatli olunmalı, ilave yıkama suyu düşünülmeli, sulama için gereksinilen suyun %10-20’si oranlarında ek su uygulanmalıdır.
Şekil.5 Söke Sulama Şebekesinde Bazı Suların Tuzluluk Değerleri (micromhos/cm)
Şekil.6 Söke Sulama Şebekesinde Bazı Suların İyon Bileşimleri (me/l)
Söke ovasındaki tabansuyu düzeyi incelemelerinden sağlanan verilere göre ise; 3 metre yükseltinin altındaki arazilerde taban suyu düzeyi kış yıkamaları döneminde genel olarak 1.0 metre civarındadır. Sulamalar döneminde ise 1.5 metre, Sonbahar da ise 2-2.5 metre derinliklerine inmektedir. 3-6 metre arası yükseltideki arazi kesimleri de benzer özellikler göstermektedir. Bu durum 0.0 – 6.0 metre arası yükseltiye sahip arazilerin tahliye koşullarının benzer olduğunu göstermektedir. 6.0 metre yükseltinin üzerindeki arazi kesimlerinde taban suyu düzeyi kış yıkamaları döneminde 1.0 - 1.5 metre, sulamalar döneminde 1.5 - 2.0 metre, Sonbaharda ise 2.5 - 3.5 metre'dir (DSİ,1995). Bu durum ovada, özellikle sulamalar döneminde bitki kök bölgesinde önemli bir sorun olmadığını göstermektedir (Şekil.7). Ancak kalitesi ve düzeyi yüksek taban suları toprak tuzluluğunun başlıca nedenleridir. Şekil.8’de verilen tabansuyu tuzluluk değerleri, bu suların oldukça tuzlu olduklarını göstermektedir. Suların kalite değerleri, toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden IV.sınıf, alkalilik yönünden bulunduğu bölgeye bağlı olarak değişken özellikler göstermektedir. Sularda baskın olan anyonlar Na+ ve Mg++, katyonlar Cl- ve HCO-3’dır. Bu arazilerdeki taban suyu tuzluluk değerleri, gerek toprak tuzluluğunun, gerekse topraktan tuz yıkanmasının dolaylı göstergeleridir.
Şekil.7 Araştırma bölgesinde 3 m. yükseltinin altındaki arazilerde değişik uygulama dönemlerinde taban suyu düzeyleri 1990-1995. SB:Sonbahar tabansuyu düzeyi; KY:Yağış+kış yıkamaları dönemi; SÖ:Sulamalar öncesi dönem; SD:Sulama dönemi Girgin,1996)
Şekil.8 Söke Sulama Şebekesinde Bazı Tabansuyu Örneklerinin Tuzluluk Değerleri (micromhos/cm)

Söke ovasında Devlet yatırımı olarak sulama ve drenaja yönelik alt yapı hizmetleri sürdürülmektedir. Ovada drenaj altyapısı yeter etkinlikte çalışmamaktadır. Var olan toprak ve su koşullarında pamuk tarımının bu denli geniş ekim alanı bulması, çiftçilerin sulama suyu istemlerinin belirli dönemlerde yoğunlaşmasına neden olmakta, bunun bir sonucu olarakta su gereksinimi karşılanamaz duruma gelmektedir. Sorunu aşabilmek için yörede azmak olarak tanımlanan çukur alanlar, tahliye kanalları ve nehir yatakları depolama amaçlı kullanılmak zorunda kalmaktadır. Bu uygulamalar ise, tahliye kanallarının işlevselliğini olumsuz yönde etkilemekte, sulamalar açısından kötü kaliteli olarak nitelenen suların sulamada kullanılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum kısır bir döngü içerisinde sorunun devamına ve giderek ağırlaşmasına neden olmaktadır. Ovada 29250 ha. arazinin ancak 5300 ha.’ı ağır tuzluluk koşullarının etkisi altındadır. Gelenekselleşen uygulamada ise, tüm arazilerde yıkama yapılmakta olup, bu uygulama çoğu alan için gereksiz ve işlevsel olmaktan uzaktır. Yıkamaların işlevsel olduğu araziler özellikle alt bölgelerdeki denize yakın alanlardır.

SONUÇ ve ÖNERİLER

Sarayköy ovasında arazi incelemelerinden yapılan saptama, bölgede toprak yaşlığı ve ıslaklığının büyük oranda aşıldığıdır. Topraklar kısa sürede ekim tavına gelmektedir. Şu aşamada asıl olan, yeni alt yapının korunabilmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Sarayköy ovasında; tahliyelerin ve kapalı drenlerin etkin çalıştığı ortamda, çoğu alanda özel ıslah yıkamalarına bile gerek kalmaksızın toprakta tuz yıkanması, bitkisel üretim sürecinde olasıdır. Sodyumlu alanlarda ise, topraktaki doğal jips varlığı nedeniyle ek ıslah materyaline bile gereksinim duyulmadan, yıkamalarla sodyumluluk giderilebilecek durumdadır. Toprak üretkenliğinin artırılmasına ve aynı zamanda sürdürülebilmesini sağlıyacak olan kapalı drenaj şebekesinin işletme ve bakımının sağlanabilmesi ve bu bağlamda bir yönetsel birimin oluşturulması mutlak gereklidir. İlgili konuda yasal ve yönetsel boşluğun giderilmesi mutlak gereklidir. Sulama Birliklerinin bu kapsamdaki yetkinlikleri artırılarak ve gerekli donanım destekleride sağlanarak sorumlu kılınması, sürdürülebilirlik açısından bir çözüm olarak düşünülebilir.
Söke ovasında ise asıl sorunu, sulama döneminde gereksinilen suyun sağlanamamasıdır. Bu sorunun aşılması toprak tuzluluğu ve sodyumluluğunun giderilmesi içinde ön koşuldur. Yapılması gereken, yıkama amaçlı olduğu varsayılarak yapılan uygulama yerine, tuz etkisi altındaki alanlarda yıkamalar yapmak, etkin çalışabilecek konumdaki drenaj alt yapısı ile kış yağışlarınında yararlanılarak çoğu alanda doğal yıkamaların sağlanmasına uygun bir ortam oluşturmaktır. Yağışsız geçebilecek özel yıllarda ise, bitkilerin çıkış dönemlerindeki 0-60 cm. derinlikteki yetersiz toprak nemini karşılamak amaciyle tav suyu uygulanması önerilebilir.
Her iki ovadaki uygulamadan saptanan; tav suyu ve kış yıkamaları olarak tanımlanan su uygulamalarının çoğu alan için gereksiz ve işlevsel olmaktan uzak olduğu ve ovalardaki yüksek tabansuyunun da başlıca nedenleri olduğu gerçeğidir. İncelemeye konu alanların tamamındaki yıkamalardan vazgeçilerek, gereksinilen alanlarda yıkamalar yapılmalı, toprakta su açığı olan yıllarda ise tav suyu uygulanmalıdır. Suyun artık istenildiğince kullanılabilecek bir doğal kaynak olmadığı, gerek kentsel, gerekse endüstriyel kullanımlarla paylaşılacağı gerçeği göz önünde bulundurularak, geleneksel uygulama ve alışkanlıklar yerine, kısıntılı su uygulamalarına ve su tasarrufu sağlıyan teknolojilere yönelinmelidir.

KAYNAKLAR

DSİ, 1981. Çine Menderes Projesi Söke Ovası Islah ve Sulaması Detaylı Arazi Tasnif Raporu. DSİ Genel Müdürlüğü Etüt - Plan Dairesi Başkanlığı, Ankara. DSİ, 1987. Aşağı B. Menderes projesi Yenice - Sarayköy sulaması ayrıntılı drenaj raporu. DSİ Genel Müdürlüğü XXI. Bölge Müdürlüğü. Proje No: 0726 Aydın. DSİ, 1990 - 1991. DSİ Sulama ve Kurutmalarının 1989 - 1990 Yılları Mahsul Sayım Sonuçları. DSİ Genel Müdürlüğü İşletme ve Bakım Dairesi, Ankara.
DSİ, 1995. 1994 Su Yılı Söke Sulaması Taban Suyu Raporu. DSİ XXI. Bölge Müdürlüğü Arşiv Belgesi, Aydın. Girgin, A. 1996. Söke Ovasında Kış Yıkamalarının Tabansuyuna ve Topraktaki Tuz Dengesine Etkileri. T.C. Ege Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Tarımsal Yapılar ve Sulama Ana Bilim Dalı,10.3100.0000.071, Doktora Tezi, s 45-50, Bornova- İzmir.
Girgin, A., Beyazgül, M. 1996. Denizli- Sarayköy Ovası Drenaj Projeleme Kriterleri. Toprak ve Su Kaynakları Araştırma yıllığı,1995, s 183-196, T.C Başbakanlık Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü A.P.K. Dairesi Başkanlığı Toprak ve Su Kaynakları Şube Müdürlüğü Yayın No: 98, Ankara.
Saatçılar, M. 1991. Denizli- Sarayköy Ovasında Doğal Jips İçeren Tuzlu Sodyumlu Toprakların Islahı İçin Gerekli Yıkama Suyu Miktarı ve Yıkama Süresi, s 21,KHGM Menemen Araştırma Enstitüsü Yayınları, Yayın No: 175/116 , Menemen.

* Dr. Zir. Yük. Müh. KHGM Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi, Menemen / İzmir
** Zir. Yük. Müh. KHGM Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü, Menemen / İzmir

Aşağı B. Menderes Havzasında Su Kalitesi ve Bor Sorunu

AŞAĞI BÜYÜK MENDERES HAVZASI NAZİLLİ SULAMA ŞEBEKESİNDE SU KALİTESİ VE BOR SORUNU

Atila Girgin* Yıldırım Kayam**

KISA ÖZET

Bu çalışma ile; Tariş Arge Laboraruvarı ve KHGM Menemen Araştırma Enstitüsü Laboratuvarından sağlanan toprak, su ve bitki analizlerine ait veriler, DSİ arşiv kayıtları ve yörede yapılan teknik incelemelerden sağlanan veriler dikkate alınarak, tarımsal sulamalardan kaynaklanan sorunlar irdelenmiş, alternatif çözümler üretilmeye çalışılmıştır. Yöredeki su kalitesinin toprakta tuzluluk yaratabileceği, aşırı ve kontrolsuz kullanımının borluluk yönünden duyarlı bitkiler açısından sorun oluşturabileceği, bölgedeki ana bitki olan pamuk açısından sorun olmamasına karşın, özellikle narenciye alanları için olumsuz özellikler taşıdığı saptanmıştır. Yapılan bitki analizlerinde ise; narenciye’de çinko ve mangan yetersizliği, demir, bakır ve bor fazlalığı saptanmıştır. Bölgede sadece yatak suyunun bulunduğu, özelliklede su verdisinin düşük olduğu erken ilkbahar ve sonbahar aylarında bu suların kesinlikle kullanılmaması gerekmektedir.

Anahtar kelimeler : Nazilli, sulama, su kalitesi, bor

WATER QUALITY AND BORON PROBLEM AT NAZILLI IRRIGATION SCHEME IN THE LOWER PART OF MENDERES BASIN

ABSTRACT

In this study, some problems coming from irrigation water were investigated and some solutions were developed as alternative ways in Nazilli Irrigation scheme. For this research, it was considered many of soil, water and plant data which were obtained from the laboratories of Tariş Arge and GDRS Menemen Research Institute. It was concluded that (1) the low water quality in the area will be the cause of salinity in soil; (2) over-irrigation without inspection would be a problem for the plants which are sensitive to boron and (3) although the irrigation water is not a serious problem for cotton, main crop in basin, it has some negative effects for the citrus areas. With plant analysis, it was determined that lack of manganez and excess of iron, copper and boron in citrus. In addition, It is necessary to certainly not use these kind of waters in early spring or late autumn when the water discharge is very low and water is only in beds of rivers in the basin.

Key Words: Nazilli, Irrigation, Water quality, boron.

GİRİŞ

İncelemeye konu araziler Ege Bölgesinde, Aydın ili sınırları içerisinde bulunmakta olup, Aşağı Büyük Menderes Havzası içerisinde yer almaktadır. Alüvyal karekterli taban arazilerdir. iklim ve toprak özellikleri itibariyle entansif tarımın yapıldığı, verim potansiyelleri oldukça yüksek arazilerdir. Nazillinin yıllık yağış ortalaması 614 mm., yıllık sıcaklık ortalaması 16 0C’dir. Geçmiş yıllardaki üretici yakınmaları ve yerel tarımsal kuruluşların üst örgütlerine başvuruları ve sorunun güncelliği, incelemenin başlıca nedenlerindendir. Adı geçen başvurular ile, tarımsal sulamada kullanılan B.Menderes nehri suyunun endüstriyel ve evsel atıklarla kirlendiği, atık cinsi ve yoğunluğuna bağlı olarak, nehir suyunun değişik dönemlerde kırmızı, yeşil, mavi ve siyah görünümler arz ettiği, özelliklede bor içeriklerinin arttığı, nehir verdisinin düşük, dolayısıylede atık yoğunluğunun fazla olduğu erken ilkbaharda bu sularla yapılan sulamalarda, toprak yüzeyinde adeta yapay bir örtü oluştuğu, bu durumun yöre tarımı açısından büyük bir tehlike arz ettiği bildirilmektedir.

Bölgedeki jeotermel sistemleri hazne kayasını B. Menderes masifi kayaçlarından şist, mermer ve gnayslar oluştururlar. Neojen yaşlı karasal çökeller ise sistemin örtü kayasıdırlar. Sıcak sular sodyum-bikarbonat, klorürlü su tipinde olup, kalsiti, dolamiti çökeltici, jips’i ise çözücü etkiye sahip saldırgan ve çürütücü sulardır. Bu özellikleri nedeniyle derin kuyularda kabuklaşma ve korozyon sorunları beklenmelidir. Hazne sıcaklıkları 230 0C’ye ulaşan yüksek entalpili sistemlerdir. Yüksek tuz ve bor içerikleri nedeniyle bölgedeki tarımsal faaliyetlere zarar verecek niteliktedir (Filiz ve ark., 1998).

Bu çalışma ile; Tariş Arge Laboraruvarı ve KHGM Menemen Araştırma Enstitüsü Laboratuvarından sağlanan toprak, su ve bitki analizlerine ait veriler, DSİ arşiv kayıtları ve yörede yapılan teknik incelemelerden sağlanan veriler dikkate alınarak, yöredeki tarımsal sulamalardan kaynaklanan sorunlar irdelenmiş, alternatif çözümler üretilmeye çalışılmıştır.

MATERYAL VE YÖNTEM

Nazilli sulama şebekesi, 1943 yılında işletmeye açılmıştır ve Türkiyenin en eski sulamaları arasındadır. Denizden yükseltisi 70-100 m’dir. Su kaynağı B. Menderes nehri ve Adıgüzeller barajıdır. Sulama suyu; nehirden Feslek regülatörü ile sağ ve sol ana kanallara alınmaktadır. Sulama suyu kalitesi yıl içerisinde değişime uğramakla birlikte yoğun sulama dönemlerinde T3A1 kalite sınıfında ve borluluk yönünden de sorun arz edebilecek durumdadır. 15000 hektar olan sulama alanı cazibe ile sulanmaktadır. Sistemde; 3,2 km. toprak, 94,8 km klasik ana kanal, 57,7 km. klasik, 310,9 km kanalet, 770 m. borulu yedek, 12,7 km klasik tersiyer kanal vardır. Ana ve yedek kademesinde toplam 201,7 km. boşaltım kanalı vardır. Sulama Birliklerince işletilmektedir(DSİ,1997).

Bu çalışmada; Su kalitesine yönelik değerlendirmelerde; FAO,1992 ; FAO,1988 ; Resmi Gazete,1991; değişik bitkilere ait tuz toleransları için FAO,1992; bor toleransları için FAO,1988; narenciyede bor değerlendirmeleri için Kaçar,1972 ve narenciyede yaprakların besin element kapsamları referans değerleri için Marchal,1987’de bildirilen ölçütler dikkate alınarak, saptanan verilerle bu değerler karşılaştırılmıştır. Sorunun karmaşık bir durum arz etmesi organik ve inorganik parametreler ve ağır metalleride incelemeyi gerektirmekteysede, veri sağlamadaki güçlükler nedeniyle, bu çalışmada; yörenin sebze, meyve ve özelliklede narenciye potansiyelide dikkate alınarak sulama suyu kalitesine yönelik değerlendirmelerle yetinilmiştir.

BULGULAR VE TARTIŞMA

B. Menderes Nehrindeki su kalitesini belirleyebilmek amaciyle gerek yukarı kesimlerden, gerekse araştırma bölgesinden alınan su örneklerinin analiz değerleri Şekil 1, 2, 3 ve 4’de, bölgedeki narenciye bahçelerinden alınan yaprak örneklerinin besin element kapsamlarının örneksel dağılımları Şekil.5’de verilmiştir.

Bölgenin ana su kaynağı B. Menderes Nehridir. B. Menderes Nehrine sulama suyu Adıgüzeller barajından sulama döneminde bir proğram dahilinde alınmaktadır. Diğer zamanlarda ise yandereler ve diğer su kaynaklarından gelen sular B.Menderes Nehrinin yataksuyunu oluşturmakta ve sezon dışı sulamalarda kullanılmaktadır. B.menderes Nehri kirliliğinin, ana su kaynağı olan Adıgüzeller barajında başladığı, bu duruma neden olan önemli kirleticinin ise Uşak Organize deri sanayii atıkları nedeniyle kirlenen Banaz Çayı olduğu bildirilmektedir. Banaz çayının baraj girişine yakın noktadan alınan su örneğinin yapılan analizinde, su kalitesinin; toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden III., alkalilik yönünden birinci sınıf özellikte, borluluk yönünden sorunsuz olduğu, pH’sının kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu, HCO-3 içeriğinin ise, duyarlı bitkileri etkileyebilecek düzeyde olduğu saptanmıştır. Aşırı ve kontrolsuz kullanımı toprak tuzluluğuna neden olabilir, tuza duyarlı bitkiler açısından sorun arz edebilir özelliktedir. Adıgüzeller baraj suyunun yapılan analizinde ise; bu suyun toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden II., alkalilik yönünden I.ci sınıf özellikte olduğu, bor ve HCO-3 iyonları yönünden duyarlı bitkiler açısından sorun yaratabileceği, pH’sının kabul edilebilir sınırlar içerisinde olduğu saptanmıştır. Kullanımında, bildirilen iyonlara duyarlı bitkiler açısından dikkatli olunmalıdır.

Sulama şebekesi suyu Feslek regülatöründen alınmaktadır. Regülatörden önceki B. Menderes Nehri su kalitesini gösteren Sarayköy B.Menderes Köprüsü altından alınan suyun analiz değerlerine göre; su kalitesi, toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden III, alkalilik yönünden I.ci sınıf özelliktedir. Bor yönünden sorun söz konusu olmayıp, pH açısındanda saptanan değer kabul edilebilir sınırlar içindedir. Aşırı ve kontrolsuz kullanımı toprak tuzluluğuna neden olabilir, HCO-3 içeriğinin duyarlı bitkileri etkileyebilecek düzeyde olduğu saptanmıştır. Feslek regülatöründen alınan su örneğinin analizinde ise, su kalitesinin, toprakta yaratabileceği tuzluluk yönünden III., alkalilik yönünden I.ci sınıf özellikte, borluluk yönünden duyarlı bitkiler açısından sorun özelliklere sahip olduğu, pH’sının kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu, HCO-3 ve Cl- iyonu miktarlarının duyarlı bitkileri olumsuz yönde etkileyebileceği saptanmıştır. Aşırı ve kontrolsuz kullanımı toprak tuzluluğuna neden olabilir. Gerek sulama şebekesinden alınan diğer suların, gerekse yörelerdeki farklı örnekleme noktalarından alınan B. Menderes nehir sularının kalite özellikleri büyük oranda benzer özelliklere sahiptir ve özellikle borluluk açısından çoğu duyarlı bitkide sorun oluşturabilecek özelliktedir. Bölgedeki ana bitki olan pamuk açısından sorun oluşturmayacağı, ancak zeytin, incir ve çoğu narenciye alanları için olumsuz özellikler taşıdığı bilinmelidir.

Bölgede, özelliklede su verdisinin düşük olduğu erken ilkbahar ve sonbahar aylarında başlıca kirletici Çürüksu çayıdır. Denizli ve Sarayköy civarlarındaki atık sulardan alınan örneklerin yapılan analizlerinde, bu suların, kesinlikle sulama suyuna karışmamasını gerektiren bulgular saptanmıştır. Suların pH’ları kabul edilebilir sınırlar dışındadır. Bor içerikleri yüksektir, artık bikarbonat kapsamları yüksek olup, yöre toprakları açısından sodyumlulaşma tehlikesi içermektedirler.Tuzluluk değerleri, klorür ve bikarbonat kapsamları sorun oluşturacak düzeylerdedir.

B. Menderes Nehrinin kirliliğindeki diğer etken ise, Sarayköy-Kızıldere TEK Jeotermal işletmesidir. Bor içeriği yüksek ( 25-30 ppm ) ve 350-400 l / s verdili işletme suyu, B. Menderes Nehrine atık olarak karışmaktadır. Ayrıca bölgenin jeolojik formasyonunun bir sonucu olarak önemli sayıda kaplıcada bulunmakta olup, bor içeriği yüksek olan kaplıca sularıda değişik verdilerde B. Menderes Nehrine karışmaktadır. Bu sulardan alınan örneklerin yapılan analizlerinde; toprakta yaratabileceği tuzluluk ve alkalilik yönünden IV.cü sınıf özellikte olduğu, SAR değerlerinin ve artık bikarbonat kapsamlarının oldukça yüksek olduğu, bor, Cl- ve HCO-3 iyonları yönünden duyarlı bitkiler açısından sorun yaratabileceği, pH’sının kabul edilebilir sınırlar dışında olduğu saptanmıştır.

Kısa dönemde; jeotermel işletme suyunun nehir yatağına regülatörün daha altındaki bir bölgeden aktarılması, uzun dönemde ise, ayrı bir iletim hattı ile nehir yatağına karışmasının tamamen önlenmesi yada geribasım yöntemiyle çıktığı hazneye geri verilmesi bir zorunluluktur. Bölgenin daha üst kesiminde bulunan Yenice regülatöründen kapasite artırılarak sulama alanına yönlendirilen suyun verdisindeki artış ile sulama suyu gereksinimine önemli katkılar sağlanabilir.

Yöredeki 36 adet narenciye bahçesinden alınan yaprak örneklerinin kuru madde esasına göre yapılan bor analizlerinde; bir işletmedeki örnekte 265 ppm değeri, diğer işletmelerdeki örneklerde, 315-479 ppm arası değerler saptanmıştır. Kaçar,1972’de portakal için, 270 ppm üstünde saptanan değerler için toksik seviyede bor bildirilmektedir. Marchal,1987’de ise, 260 ppm bor değeri üstü için çok yüksek düzeyde bor içeriği bildirilmektedir. Literatür bilgileri ışığında, yöredeki bitki örneklerinin bor kapsamlarının portakal için çok yüksek ve toksik etkiye neden olabilacek düzeylere eriştiği söylenebilir. Limonda ise toksidite sınırı 505 ppm’in üzeri olarak bildirilmekte olup, bu ürün için toksidite düzeyine henüz ulaşılmadığı görülmektedir. Mandarinde ise, vasat düzeyin 30-100 ppm olduğu bildirilmekte olup, yüksek düzey ve toksidite limitleri konusunda herhangi bir literatür bilgisine ulaşılamamıştır. Literatür; bor’un iletim sistemi ile yapraklara taşındığı, transprasyonla su kaybı olduğunda yapraklarda damar uçlarında lokalize olduğu, fazlasının yaprak dokusunda birikmeye başladığı, bu birikimin bitki dokusuna zarar verecek konsantrasyona ulaştığında, önce kloroz, sonra nekroz görüldüğü, zamanlada hücrelerin ölmesiyle yapraklarda yanma ve kırılıp, dökülmeler başlıyacağı, bitkilerin yapraklarında yaprak-damar sistemi ve şekline göre zararlanma desenleri ortaya çıkacağı bildirilmektedir. Yerel gözlemler ve çiftçi yakınmalarıda bu bilgilerle örtüşmektedir.

Yöredeki 50 adet narenciye bahçesinden alınan yaprak örneklerinin kuru madde esasına göre bitki besin elementi kapsamlarının örneksel dağılımları Şekil.5’de verilmiştir. Sağlanan verilerin incelenmesinden; % N kapsamları itibariyle, örneklerin %24’de eksiklik, %42’de düşük düzey, %34’de optimum miktar; % P kapsamları itibariyle, örneklerin %2’de eksiklik, %14’de düşük düzey, %64’de optimum miktar, %20’de yüksek düzey; % K kapsamları itibariyle, örneklerin %12’de düşük düzey, %86’da optimum miktar, %2’de yüksek düzey; % Ca kapsamları itibariyle, örneklerin %16’da düşük düzey, %84’de optimum miktar; % Mg kapsamları itibariyle, örneklerin %74’de optimum miktar, %26’da yüksek düzey; Zn (ppm) kapsamları itibariyle, örneklerin %6’da eksiklik, %46’da düşük düzey, %40’da optimum miktar, %2’de yüksek düzey; Mn (ppm) kapsamları itibariyle, örneklerin %70’de eksiklik, %6’da düşük düzey, %24’de optimum miktar; Fe (ppm) kapsamları itibariyle, örneklerin %2’de düşük düzey, %22’de optimum miktar, %76’da yüksek düzey; Cu (ppm) kapsamları itibariyle, örneklerin %14’de optimum miktar, %20’de yüksek düzey, %66’da çok yüksek düzey; Bor (ppm) kapsamları itibariyle, örneklerin %4’de optimum miktar, %10’de yüksek düzey, %86’da çok yüksek düzey saptanmıştır.

Yörenin sorunlu bahçelerinden alınan yaprak örneklerinden saptanan bitki besin element kapsamlarının genel bir değerlendirmesi olarak söylemek gerekirse; bitkilerin N’kapsamları ya yeterli , yada fakir, P, K, Ca,ve Mg kapsamları genel olarak uygundur. Zn kapsamları yarısında düşük, yarısında uygun düzeylerdedir. Mn kapsamları büyük oranda düşük olup, eksikliği hissedilecek düzeylerdedir. Fe, Cu ve B kapsamları ise, oldukça yüksek olup, ayrıntılı incelemeleri gerektirecek, özel araştırmalara gereksinim gösterecek boyutlardadır. Yöreye ilişkin ayrıntılı toprak analizlerininde yapılıp, toprak ve bitkilerdeki bildirilen elementler yönünden ilişkiler araştırılmalıdır. Fazlalıkların kökeninde bitki koruma amaçlı olarak kullanılan ilaçların, boya ve renk maddeleriyle ilgili işletmelerin ve tekstil işletmelerinin, deri tabaklama tesislerinin atıklarınında etkili olabileceği düşünülmelidir.

Bu çalışmada incelenen veriler 5-6 yıl öncesine ait olup, kirliliğe yönelik önlemlerin alındığı koşulda sorunun hafiflemiş olabileceği, buna karşın çok fazla atık kaynağı olduğuda dikkate alındığında ise, geniş bir alanda büyük olasılıkla sorunun devam ettiği, yada giderek arttığı düşünülebilir. Bölgede; evsel ve endüstriyel atıkların gerek sulamalarla bitkilerin bünyelerine doğrudan taşınabileceği, gerekse topraktaki birikimlerinin bir sonucu olabileceğide dikkate alınarak, yeni ve ayrıntılı araştırmalara gereksinim vardır.


SONUÇ VE ÖNERİLER

Bölge için asıl sorun, kalitesi giderek kötüleşen ama zorunlu olarakta kullanılan ve kullanılacak olan B. Menderes Nehri suyunun sulamada kullanılması gerçeğinden kaynaklanmaktadır. Nehir suyunun kalitesi, suyun kontrollu kullanımını gerektirmektedir. Bu sular, özellikle nehir verdisinin az, su kalitesinin kötü olduğu erken ilkbahar ve sonbahar aylarında tarımsal sulamada kullanılmamalı, zorunluluk durumunda yataksuyu verdisindeki artışlarla tuz ve bor konsantrasyonu seyreltilerek, zararlı iyonların yoğunluklarının azaltılması koşuluyla kullanılmalıdır. Aksi durumda önemli toprak ve bitki sorunlarının oluşabileceği bilinmelidir.

Bölgede yapılan incelemede, Sarayköy-Kızıldere ve Germencik-Ömerbeylideki Jeotermal suların analizlerinde, su kalitesinin T4A4 olduğu ve suların 25-30 ppm bor içerdiği, özellikle B. Menderes nehri suyunun azaldığı yaz aylarında tuz konsantrasyonunun artışı ile sorunun şiddetinin artacağı, önlem alınmadığı takdirde önemli kısmı B. Menderes Nehrinin sağ sahilinde olmak üzere 130 000 ha. arazinin tuzluluk ve bor kirlenmesi yönünden ciddi sorunlarla karşılaşabileceği bilinmelidir. Bölgedeki jeotermal sular yüksek tuz ve bor içerikleri nedeniyle tarımsal faaliyete zarar verecek nitelikte olduklarından özellikle suların ısıtma veya enerji üretimi amaciyle kullanıldıktan sonra yüzey ve yer altı sularına karışmaması gerekmektedir. Bu nedenle gerek yer altı ve yüzey sularını kirletmemesi, gereksede jeotermal sistemi besleyerek potansiyelinin artırılması amaciyle geribesleme yöntemiyle hazneye verilmesi yada ayrı bir iletim hattıyla su kaynaklarından tamamen uzaklaştırılması gereklidir.

Nehirdeki su kalitesini düşüren etmenlerin giderilmesine yönelik çalışmalarda oldukça önemlidir. Bu bağlamda yöredeki evsel ve endüstriyel kökenli atık içeren suların B. Menderes Nehrine doğrudan ve kontrolsuz karışması önlenmeli, arıtma tesisleri oluşturulmasına yönelik katkı ve destekler sağlanmalı, sorunun çözümüne yönelik yasal ve yönetsel önlemlerde alınmalıdır.

KAYNAKLAR

DSİ,1997. 1996 yılı DSİ’ce İşletilen ve Devredilen Sulama tesisleri Değerlendirme Raporu. DSİ Genel Müdürlüğü İşletme ve Bakım Dairesi Başkanlığı Yayını. Ankara

FAO,1988. Salt affected soils and their management. FAO Soils bulletin. 39:102- 110, Table.43, (Guidelines for Interpretation of Water Quality for Irrigation )-Table.45, (Relative Tolerance of Crops and Ornamentals to Boron), Rome, İtaly.

FAO,1992. Crop water requirements. FAO Irrigation and drainage paper, 24:77- 78, Table.35, (Effect of Irrigation Water Quality on Soil Salinity, Permeability and Toxicity)-Table.36, (Crop Salt Tolerance Levels for Different Crops, Ayers, R.S. and Westcot, D.W., 1976), Rome, İtaly.

Filiz, Ş.; Tarcan, G.; Gemici, Ü. 1998. Aydın Dolaylarında Hidrojeolojik Araştırmalar. Ege Bölgesi I. Tarım Kondresi, 2, Cilt, s 1-8, Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Aydın.

Kaçar,B.1972, Bitki ve toprağın Kimyasal Analizleri II., A.Ü. Ziraat Fakültesi Yayınları, Yayın No: 453, Ankara

Marchal, J. 1987, Citrus Plant Analysis. 17. Ed. P.M. Prevel; J. Gagnard; P. Gautier. Lavoisier Publishing Inc. , Newyork.

Resmi Gazete, 1991, T.C. Resmi Gazete, Sulama sularının sınıflandırılmasında esas alınan sulama suyu kalite kriterleri, Başbakanlık Mevzuatı Geliştirme Genel Müdürlüğü, 20748: 35, Ankara.

* Dr. Zir. Yük. Müh. KHGM Tarımsal Hidroloji Araştırma ve Eğitim Merkezi, Menemen / İzmir

** Zir. Yük. Müh. KHGM Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü, Menemen / İzmir

25 Mayıs 2008 Pazar

Liderlik İleriyi Görebilmektir...- Bir Önsezi, Bir Talimat ( ATATÜRK )


Bir Önsezi, Bir Talimat ( ATATÜRK )
Osmanlı İmparatorluğu ne oldu? Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ne oldu? Dünyayı ürküten Almanya'dan bugün ne kaldı: Demek hiçbir şey sürekli değildir. Bugün ölümsüz gibi görünen nice güçlerden, ileride belki pek az şey kalacaktır. Devletler ve Milletler, bu idrakin içinde olmalıdırlar. Bugün Sovyet Rusya, dostumuzdur, komşumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacağını kimse kestiremez. Tıpkı Osmanlı İmparatorluğu gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir. Bugün elinde tuttuğu milletler, avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşır. O zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.
Bizim, bu dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, öz kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız. Hazır olmak, yalnız o günü susup beklemek değildir, hazırlanmak lâzımdır. Milletler buna nasıl hazırlanır? Manevî köprülerini sağlam tutarak! Dil, bir köprüdür; İnanç, bir köprüdür; Tarih, bir köprüdür. Bugün biz bu kitlelerden dil bakımından, gelenek, görenek, tarih bakımından ayrılmış, çok uzağa düşmüşüz. Bizim bulunduğumuz yer mi doğru, onlarınki mi? Bunun hesabını yapmakta fayda yoktur. Onların bize yaklaşmasını bekleyemeyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gerekli… Tarih bağı kurmamız lazım, folklor bağı kurmamız lâzım… Bunları kim yapacak? Elbette biz! Nasıl yapacağız? İşte görüyorsunuz, dil encümenleri, tarih encümenleri kuruluyor… Dilimizi, onun diline yaklaştırmaya ve böylece birbirimizi daha kolay anlar hale gelmeye çalışıyoruz… Tarihimizi ona yaklaştırmaya çalışıyoruz, ortak bir mazi yaratmak peşindeyiz. Bunlar açıktan yapılmaz, adı konarak yapılmaz, bunlar devletlerin ve milletlerin derin düşünceleridir.
Mustafa Kemal ATATÜRK
29 Ekim 1933

25 Nisan 2008 Cuma

Bademli Fidancılık Kooperatifi - Meyve Fidancılığı



Türkiye fidan üretiminde çok önemli bir konuma sahip olan, ve ülke gereksiniminin büyük kısmının sağlandığı kooperatifin iletişim adresini sunuyorum.
Aşıklar Mahallesi, Bademli Beldesi, Ödemiş / İzmir
Tel: +90 232 537 40 93 ,
Fax: +90 232 537 42 53 ,
GSM : +90 533 395 06 75
http://www.bademlikoop.org.tr



























----------------------------------------------------------------------
----------------------------------------------------------------------

GÖRSEL VE İŞİTSEL BİR SUNU
--------------------------------------------------------------------------
--------------------------------------------------------------------------

9 Nisan 2008 Çarşamba

İPSALA ( EDİRNE ) TAŞKIN OVASI ÇORAK TOPRAKLARI

İPSALA ( EDİRNE ) TAŞKIN OVASI ÇORAK TOPRAKLARI

Cemil CANGİR Atila GİRGİN Hüseyin EKİNCİ

ÖZET

İpsala Taşkın ovası, çevresinde bulunan Oligosen ve Pliosen çökeltilerin bulunduğu platoların arasında oluşan tektonizma sonucunda geniş bir tabana sahip olan yatak içinde, Miyosen’deki transgresyon depoları ve Meriç Nehrinin getirdiği aluvyon çökellerden kuruludur. Ova toprakları: Meriç nehrinin eski menderes yataklarında, kil tıkaçlarında ve flüviyal sekiler ile çevresinde yer alan yer alan değişik tekstürden kurulu Pliosen ve Oligosen çökellerin aşağıya taşınan materyalleri üzerinde bulunmaktadır. Bu nedenle topraklar bir örnek yapı göstermemektedir. İpsala’nın güneyinden, Gala Gölüne kadar uzanan ve yazın büyük bir kısmı kuruyan Sığırcı, Pamuklu ve Katrancı Gölleri ile Talmata Ovasının uzantısınıda içine alan Ova alanı yaklaşık 150.000 da’dır.

Ovanın kuzeyinde tuzsuz ve az tuzlu topraklar yer alırken; güneye doğru tuzluluk oranları farklılaşma göstererek artmakta ve genellikle toprak tekstürüde ağırlaşmaktadır. Ayrıca yörede yüksek tabansuyu ve dolayısıyla drenaj sorunuda yer almaktadır. Bölgede buğday-ayçiçeği tarımının yanında tuzluluk oranı yüksek yerlerde yaygın olarak çeltik tarımı yapılmaktadır, yörenin çoraklık ve drenaj sorununa kesin çözüm arayabilmek için, Ovanın ayrıntılı toprak haritasının yapılması gerekmektedir. Hisarlı dağı ve Kuzeyinde yer alan Gala, Pamuklu ve Katrancı Gölleri çevresi, av turizmi açısından da değerlendirilecek boyutta, Milli Park olarak düşünülmelidir.

GİRİŞ

11 Ağustos 1985 günü Hürriyet gazetesi ve o tarihlerdeki büyük tirajlı gazetelerin çoğu “Çeltik Faciası” ve “Pirinç Alarmı” gibi haber başlıkları kullanıyor ve susuz kalan İpsala Ovasındaki kuruyan çeltik tavalarının haberini veriyorlardı. Sonuçta kamu oyunun dikkatini bu yöreye çekmeyi başarıyorlardı.

Edirne ili sınırları içinde 13.800 ha çeltik ekim alanı mevcuttur. Bu alan, iller itibariyle Türkiyedeki en geniş ekim alanını oluşturmaktadır (5). İpsala ovasının, özellikle tuzlu ve drenaj sorunu olan bölgesinde çeltik ekimi yapılmaktadır. Çorak topraklar yarı arid ve arid iklim kuşağındaki bölgelerde yaygındır. Çoğu zamanda çoraklık, ana materyale, sulama suyunun kalitesine ve yüksek taban suyundaki tuz hareketlerine bağlı kalarak oluşur. Bu tip topraklarda ürün cinsi ve verimi sınırlı kalırken; sorunun boyutuna bağlı kalarak bir çok kültür bitkiside yetişemez.

İpsala Taşkın Ovası, Kuzey batısındaki Rodop Masifi ile Güney doğusundaki Gölcük Masifi arasında Oligosen fliş’in kıvrımlaşması sonucu ortaya çıkan geniş bir çanak içinde yer alır. Miyosende ise transgresyon kuzeyindeki Ergene Havzasına doğru etken olmuş ve bu dönemde Volkanizma faaliyetleri yer alırken, aynı zamanda tektonik faz tekrar kendini göstermiştir. Tektonizma, kuaternere kadar sürmüş ve bu zaman boyunca, Yüksek araziler deformasyona uğramıştır. Meriç nehri, menderes çizerek oluşturduğu bugünkü yatağını en az dört ayrı evrede oluşturmuştur ( 2 ).

Bölgede ayrıcalığı olan iki ayrı fizyografya mevcuttur. Bunların birincisi doğuda ve güney doğuda yer alan Pliosen ve Oligosen çökellerde nisbeten düz bir yapı gösteren platolar ile güneyde yer alan Andezit ve tüflerinden kurulu , dalgalı görünüme sahip Hisarlı dağı ve çevresindeki yüksek arazilerdir. İkincisi İpsala Taşkın Ovası ve Enez civarında oluşmuş Delta Ovasından kurulu, çukur arazilerdir. Bu araştırmaya konu olan ova toprakları: Meriç nehrinin eski menderes yataklarında, kil tıkaçlarında ve flüviyal sekiler ile çevresinde yer alan değişik tekstürden kurulu Piosen ve Oligosen çökellerinin aşağıya taşınan materyalleri üzerinde bulunmaktadır. Bu materyalin altında Miosen Transgresyonunda gelen marin kökenli çökeller yer alır. Gala gölü civarındada arazi gözlemlerimiz sırasında, kavkılı materyallere rastlanmıştır. Bu nedenle topraklar bir örnek yapı göstermemektedir.

Topraksu Genel Müdürlüğünün çalışmalarında yöre toprakları çalışma alnımızda yetersiz veya fena drenajlı; ince veya orta bünyeli; tuzlu veya tuzlu alkali Alüvyal topraklar ile karışık bünyeli, tuzlu-alkali Hidromorfik Alüvyal topraklar olarak sınıflanmıştır. Çevresindeki Yüksek arazilerde ise; doğuda Kireçsiz Kahverengi ve Grumusol Büyük Toprak Grupları ile güneyde Kireçsiz Kahverengi Orman Büyük Toprak Grubu yer almaktadır ( 8 , 9 ).
İpsalada yıllık ortalama sıcaklık 140C; nisbi nem %76; yağış miktarı 627.3 mm ve 50 cm derinliğe kadar toprak sıcaklığı 15.7 0C’dır ( 1 ).

MATERYAL ve YÖNTEM

Toprak örnekleri yazın toprağın kurak olduğu dönem ile Mart ayı başında, ilk bahar döneminin başlangıcı olmak üzere iki farklı mevsimde, genellikle çeltik ekimi alanlarından, toprak yüzeyinde bulunan tuz konsantrasyonunuda belirlemek amacıyla alınmıştır. Birinci toprak örnekleri 1985 yılının Temmuz sonu ve Ağustos başında; susuzluk nedeniyle, çeltik tavalarına su verilmeyerek toprağın kurak olduğu ve kapilerite ile tuzun üst toprakta çokca toplandığı dönemde alınmıştır. İkinci toprak örnekleri 1987 yılının Mart ayında, bir yıl öncesine göre çeltik tavalarından sulama suyunun akıtıldığı dönem sonrasında, toprağın kış yağmurlarınıda aldığı; fakat buharlaşmanın başlamadığı mevsimde alınmıştır. Toprak örneklerinin alındığı yerler ve örnek alınma dönemi, Harita.1’de gösterilmiştir. “B” harfi Mart-1987 yılı örneklemeyi; “Y” harfide Ağustos-1985 yılı örneklemeyi temsil etmektedir.

Toprak örneklerinde, tane büyüklüğü dağılımı (tekstür), hidrometre yöntemiyle (7); elektiriksel geçirgenlik ve % tuz belirlenmesi; WTW otomatik kondaktivite ve tuz ölçer ile suyla doygunluk, bor, katyon değişim kapasitesi analizleri, Richard’ın belirlediği esaslara göre (6); toprak reaksiyonu, 1 / 2.5 toprak su süspansiyonunda (4); CaCo3, Scheibler kalsimetresi yardımiyle (3) yapılmıştır.


BULGULAR ve TARTIŞMA

İpsala’dan Gala Gölüne açılan drenaj kanalının batısında , karpuzlu köyü servis yolu köprüsünden yaklaşık 1 km güneyde yer alan bir mera arazisine ait toprak profili izahatı aşağıda verilmiştir. Bu profile ait bazı fiziksel ve kimyasal analiz sonuçları, Çizelge.1’de sunulmuştur. Bu sonuçlara göre horizonların her biri farklı tekstürlere sahiptir. Kireç kapsamları %1.5’ün altındadır. 1 / 2.5 toprak-su süspansiyonlarındaki toprak reaksiyonları, alkalilik sınırının altındadır. A, horizonundan itibaren, VC horizonuna kadar tuzluluk artış göstererek çok tuzlu sınırına ulaşmaktadır. %21.8 kil içeriği olan, VIC horizonunda ise tuzlulukta düşme görülmektedir (Çizelge.1).

PROFİL 1 (Y1):

A 1 0-16 cm. Kahverengimsi siyah ile koyu grimsi sarı arasında (2.5Y 3.5/2 ıslak), koyu grimsi sarı (2.5 Y 4.5/2, kuru), siltli killi tın; zayıf, küçük, granüler ve zayıf küçük, yarı köşeli blok karışık; plastik, az yapışkan; orta makro ve mezo porlar; seyreltik HCl çözeltisi ile köpürme çok az; orta, ince kökler, kesin ve düz sınır.

II A 16-30 cm. Koyu grimsi sarı (2.5 Y 4/2, ıslak), grimsi sarı (2.5 Y 6/2, kuru), kil; zayıf, küçük ve orta iri, yarı köşeli blok; çok plastik, yapışkan; az makro ve orta mezo porlar; seyreltik HCl çözeltisi ile köpürme çok az, az ince kökler; kesin ve hafif dalgalı sınır.

III A 30-48 cm. Kahverengimsi siyah (2.5 Y 3/2, ıslak), grimsi sarı (2.5 Y 6/2, kuru), kil tın; orta, orta iri, yarı köşeli blok; çok plastik, yapışkan; orta makro ve orta mezo porlar; seyreltik HCl çözeltisi ile köpürme çok az; az, ince kökler; kesin ve hafif dalgalı sınır.

IV C 48-62 cm. Sarımsı gri (2.5 Y 5/1, ıslak), sarımsı gri ile grimsi sarı arasında ( 2.5 Y 6/1.5, kuru), kil; masif; plastik, az yapışkan; az makro ve orta mezo porlar; seyreltik HCl çözeltisi ile köpürme çok az; çok az, ince kökler; belirli ve düz sınır.

V C 62-76 cm. Koyu grimsi sarı (2.5 Y 4/2, ıslak), sarımsı gri (2.5 Y 6/2, kuru), kil tın; masif; plastik; çok yapışkan; az makro ve orta mezo porlar; seyreltik HCl çözeltisi ile köpürme çok az; çok az, ince kökler; kesin ve dalgalı sınır.

VI C 76-108 cm. Sarımsı gri (2.5 Y 5/1, ıslak), sarımsı gri (2.5 Y 6/1, kuru), tın; teksel görünümlü, zayıf masif; plastik, az yapışkan; orta makro ve orta mezo porlar; seyreltik HCl çözeltisi ile köpürme az.

1986-Yazında alınan toprak örnekleri sonuçlarına göre, drenaj kanalının doğusundaki Y2, Y3 ve Y5 yüzey örneklerinin tuzluluk ve alkalilik sorunu belirlenmemiştir. Pliosen çökellerden de etkilenen bu topraklar çok az kireçlidir ve ana tekstür sınıfları tındır. Sığırcı gölü tabanından alınan toprak örneği (Y6), kumlu tın bünyeye sahiptirve hafif tuzdan etkilenmiştir. Aynı gölün kuzey doğusundan alınan toprak örneğinde (Y7) tekstür sınıfı kildir, ve bölgenin en fazla tuz (%3.456) kapsamına sahiptir. Ovanın güneyindeki toprakların ( Y8, Y9, Y10, Y11, Y12 ve Y13) hepsi tuzdan yüksek düzeyde etkilenmişlerdir ve hakim tekstür sınıfları kildir. Kireç kapsamları yaklaşık %1 ile %12 arası değişmektedir(Çizelge.2).
Mart- 1987 yılında ovanın kuzeyinden alınan örneklerde (B1, B2, B3, B4/1, B4/2 ve B5) tuzluluk ve alkalilik sorunu yoktur. Kireç kapsamları %3,19’ın altındadır ve tekstürleri kil tın ile kil arasında değişmektedir. B6 no’lu toprakların bulunduğu bölgede 48 cm’den sonra alkalilik sorunu mevcuttur. Aynı durum B7 no’lu bölgede 45 cm’den sonra tuzlu-alkalilik olarak ortaya çıkmaktadır. B7 noktasında 1.5 Km kuzey ile yaklaşık 800 m. Güney sınırları arasında yer alan araziler, vertik özellik gösteren, ağır killi topraklara sahiptir. B9 ve B12 bölgesindeki arazilerdede tuzluluk sorunu mevcuttur. B10 ve B11 ‘deki toprak örneklerinde tekstür killi- tın olup, üst toprakta şimdilik bir sorun belirlenmemekle beraber; B11’de 0-5 cm’den alınan toprak örneğinde kapilerite ile yüzeye kadar çıkarak biriken, %0.698 düzeyinde yüksek oranda tuz belirlenmiştir. Bütün örneklerdeki bor kapsamları, müsamaha edilebilir limitlerin altında bulunmuştur.

Ovanın kuzeyinde tuzsuz veya az tuzlu topraklar yer alırken; genellikle profil içindeki tuz oranları daha yüksektir. Bu yöredeki topraklar, ovanın ortasında ve güneyinde yer alan arazilere oranla daha hafif bünyeye sahiptir. Sığırcı Gölünün güneyinde yer alan Pamuklu ve Katrancı Gölleri ile Talmata bölgesinde tuzluluk sorunu çok fazladır. Aynı sorun Gala Gölününkuzeyinde yer alan arazilerdede ağırlıklı yer almaktadır. B6, B7 ve B8 no’lu topraklarda, alkalilik sorunu mevcuttur.

Özellikle ovanın güneyinde taban suyu seviyesi yüksektir. Genel eğim çok az olup, %0.01-0.02 arasındadır. Ovanın ortalama kotu, taban suyunun arzu edilen düzeyde boşaltılması amacıyla drenaj çukurlarının bir ağ sistemiyle örülmesine uygun değildir. Bu amaçla derin pompaj sisteminin de kurulması gereklidir. Ovada hakim olarak yapılan çeltik tarımı sırasında tavaların kesik sulanması, üst toprakta biriken tuzların ortamdan kısmen uzaklaşmasına neden olmaktadır. Aksi durumda daha fazla tuzun toplanacağı ortam oluşacaktır. Yörenin çoraklık ve drenaj sorununa kesin çözüm arayabilmek için, ovanın Ayrıntılı Toprak Haritasının yapılması gerekmektedir. Hisarlı dağı ve kuzeyinde yer alan Gala, Pamuklu ve Katrancı Gölleri çevresi, ovadan drene olan suyun bir kısmı ile devamlı doğal göl konumu sağlanarak, av turizmi açısından da değerlendirilebilecek boyutta, Milli Park olarak düşünülmelidir.



KAYNAKLAR

Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü. 1974. Ortalama ve Ekstrem Kıymetler Meteoroloji Bülteni. Başbakanlık Basımevi, Ankara.
Göçmen, K. 1977. Aşağı Meriç Vadisi Taşkın Ovası ve Deltasının Alüviyal Jeomorfolojisi. İstanbul Üniversitesi Yayını: 1/999. Coğrafya Enstitüsü Yayını: 80, İstanbul
Hızalan, E., ve Ünal, H. 1966. Topraklarda Önemli Kimyasal Analizler. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları. 278b, Yardımcı Ders Kitabı 97. Ankara.
Jackson, M.L. 1958. Soil Chemical Analysis. Prentice Hall Inc. Englewood Cliffs, N.J., USA
Kün, E. 1978. Sıcak İklim Tahılları. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları. 680, Ders Kitabı 209. Ankara.
Richards, L.A. 1954. Diagnosis and improvement of Saline and Alkali Soils. U.S.D.A. Handbook No. 60.
Soil Survey Staff, 1963. Soil Survey Laboratory Methods and Procedures For Collecting Soil Samples. Soil Survey Investigation Report No.1 U.S.D.A. Washington.
Topraksu Genel Müdürlüğü. Tarihsiz. Meriç Havzası Toprakları. Köy İşleri Bakanlığı Yayınları 122, Raporlar Serisi 6, Ankara
Topraksu Genel Müdürlüğü 1970. Edirne İli Toprak Kaynağı Envanter Haritası. Genel Müdürlük Yayınları 219, Bakanlık Yayınları 124, Raporlar Serisi 7, Ankara.